Fotoğraf: Tandem X Visuals / Unsplash

Sınırların Psikolojisi: Göç ve Kapitalist Şiddet

Çelişkiler, sürekli rekabet ortamı, insanların özelleştirilmiş alanlara hapsedilmesi ve bu sistemin dayattığı diğer zorluklar burjuva toplumunun temel dokusunu oluşturur. Göçmenler ise bu sistem içerisinde toplumsal eşitsizliklerin coğrafyadan coğrafyaya taşıyıcısı olur.
2 Haziran 2025
4 dakika

“Hoca, benim kardeş hasta” diyor.

“Nesi var?” diyorum.

“Ateşi var, çok,” diyor. “Ölecek.”

“İlaç vereyim mi?” diyorum.

“Hayır, portakal ver” diyor.

“Portakal yememiştir hiç.”

Hakkâri’de Bir Mevsim – Ferit Edgü

 

Yaşam koşullarımız üzerinde daha fazla kontrol sahibi olma ve yaşam kalitemizi artırma arzusu, hepimizin temel ihtiyaçlarından biridir. Ancak bu uğurda gösterdiğimiz bireysel çabalar, toplumsal süreçleri kendi çıkarlarına göre yönlendiren iktidar yapılarıyla kaçınılmaz şekilde çatışır. Bu çatışma yalnızca politik düzeyde kalmaz, gündelik hayatımızdaki somut deneyimlere ve en kişisel alanlarımıza kadar sirayet eder. Yaşadığımız zorluklar; bireysel eksiklikler, karakter zaafları ya da psikolojik bozukluklar olarak görülmeye itilir. Toplumsal süreçleri yönlendiren iktidar aygıtlarının, psikoloji alanını da yalnızca bireyi suçlayan bir çerçeveye hapsettiği açıktır. Burjuva psikolojisinin bireysel yaşantılarımızı bu kadar dar bir çerçevede ele almasının ve ruh sağlığı alanını kendi çıkarlarına göre biçimlendirmesinin ise elbette tarihsel ve ideolojik sebepleri var.

Göçmenlik belki de tüm bu çelişkileri en çıplak hâliyle ortaya koyan, insanı hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu şeyin eksikliğiyle devamlı yüzleşmek zorunda bırakan en sert olgulardan biri. Yeni bir yere vardığında insan, kendisini neyin beklediğini bilmeden, kendi benliğini bu yeni bağlamda yeniden tanımlamaya çalışır. Bu sürekli müzakere hâli, modern psikiyatrinin terminolojisinde depresyon, panik atak veya travma sonrası stres gibi tanılarla karşılık bulur. Bu tanılar ve geliştirilmiş davranışçı terapi modellerinin savaş sonrası askerlerde gözlemlenen psikolojik sorunları çözmek amacıyla geliştirildiğini unutmamak gerekir. Örneğin bugün “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) olarak adlandırdığımız rahatsızlık, ilk olarak I. Dünya Savaşı sırasında askerlerde “siper şoku” (shell shock) adıyla tanımlanmıştı. Bu terim, savaşın fiziksel ve psikolojik yıkımıyla baş edemeyen askerlerin yaşadığı ağır stres ve travmayı ifade ediyordu. Aynı durum II. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı sırasında da gözlemlendi, nihayet 1980’lerde DSM-III’e (Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanı kriterleri) TSSB olarak dahil edildi.

Savaşların yalnızca fiziksel değil psikolojik yıkımla da insanları işlevsiz hâle getirdiği düşünüldüğünde askerlerin yeniden işlevselleştirilmesi için geliştirilen bu yöntemlerin, günümüzde bireylerin toplumsal düzenle çatışmasını görünmez kılmaya hizmet etmesi tesadüf değildir. Burjuva psikolojisi düşünceyi, duyguyu ve motivasyonu öyle bir çerçeveler ki insanın mevcut toplumsal koşullara uyum sağlaması ve bu koşullarda hayatta kalmaya çalışması yaşamın değişmez bir gerçeğiymiş gibi görünür.

Kadınların bitmek bilmeyen bakım emeği, işçilerin kesintisiz sömürülmesi, göçmenlerin savaştan, şiddetten ya da yoksulluktan kaçarken evlerini, dillerini, kimliklerini kaybetmesi ve her şeye sıfırdan başlamak zorunda bırakılması… Tüm bunlar sanki yaşamın doğal bir döngüsüymüş gibi sunuluyor. Psikolojideki Amerikanlaşma eğilimine karşı çıkan Klaus Holzkamp, bu durumu “Grundkonzepte der Kritischen Psychologie” [Eleştirel Psikolojinin Temel Kavramları] adlı çalışmasında şöyle özetler: “Geleneksel psikoloji, mevcut iktidar ilişkilerine boyun eğme biçimini genel bir insanlık durumu olarak stilize eder ve bu çerçevede gerçeklikle uyumlu yansımalar sunar. Ancak aynı zamanda insanı bu iktidar ilişkilerine olan teslimiyete hapseder (…) Psikologların ya da terapistlerin, bireylere sorunların çözümünün basit olduğu izlenimini vermesi bu yanılsamanın parçasıdır.”

Çelişkiler, sürekli rekabet ortamı, insanların özelleştirilmiş alanlara hapsedilmesi ve bu sistemin dayattığı diğer zorluklar burjuva toplumunun temel dokusunu oluşturur. Göçmenler ise bu sistem içerisinde toplumsal eşitsizliklerin coğrafyadan coğrafyaya taşıyıcısı olur.

Berlin’de stajyer psikolog olarak çalıştığım psikiyatri kliniğine Türkiye’den gelmiş 40-60 yaş aralığındaki kadın “hastaların” hemen hemen hepsi ağır depresyon tanısı taşıyor. Yeni bir coğrafyada, aynı toplumsal normların baskısı altında hem kadın hem de göçmen kimlikleriyle ezilen bu kadınlar, “nefes al-ver” teknikleriyle sakinleşmeyi öğrenmeye ve çözümü kutu kutu ilaçlarda aramaya mahkûm ediliyor. 7 Ekim sonrası Filistin’de ailesinden 11 kişiyi kaybeden ve “panik atak” teşhisi konan bir adam, soykırımın en büyük destekçisi olan bu ülkede Almancası yeterli olmadığı için entegrasyon sürecinin uzmanlar tarafından sorgulanmasıyla karşı karşıya kalıyor. Burjuva psikolojisinin en büyük zehri “motivasyon” kavramı. Başaramadığınız, erişemediğiniz, kendinizi kötü hissettiğiniz her andan sizi sorumlu kılıyor ve motivasyon aslında bir tür içsel zorunluluk olarak şekilleniyor. Ama hangimiz zarar göreceğini bilerek ya da anlamını bilmediği bir hedefi isteyerek takip edebilir? Yaşam koşullarımız üzerinde kontrolümüzü artırmadan, yani kendi yaşamlarımıza dair eylem kapasitemizi genişletmeden hayat kalitemizi kalıcı ve gerçek şekilde iyileştiremeyiz.

Sistemin sürdürülebilirliği için göçmenlerden beklenen uyum, adaptasyon/asimilasyon süreci, aslında “motivasyon” adı altında bireyin başarısızlığını kişisel bir sorun gibi göstermenin başka yolu. Modern burjuva bireyinin kulak tıkadığı ve çağdışı bulduğu psikanaliz, bu noktada temel bir fayda sunuyor: Yalnızca analizanın uzandığı “divan”ı değil aynı zamanda bu dünyayı şekillendiren toplumsal düzeni de işaret ediyor. Çünkü insanı anlamanın yolu, onun toplumsal bağlamını ve dinamiklerini kavramaktan geçiyor. Freud, kültürün kökenlerini ele aldığı Totem ve Tabu kitabını boşuna Goethe’nin şu sözleriyle bitirmiyor: “Başlangıçta eylem vardı.”

Bizi eyleme geçmekten alıkoyan tüm zincirleri kırana dek…

Author

  • GMT +1 / GMT +2. Psikanaliz öğrencisi. Dinler, hatırlatır, bazen de yazar.

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin