Arkadaşlar Ben Şapkamı Kaybettim

Ben o güne kadar şapka kullanıcısı değildim, kendime yakıştırmazdım. Ama bu şapkanın yeşili bir başkaydı, beni farklı hissettiriyor, uzun zamandır içimde bulamadığım bir özgüveni fitilliyordu.
25 Kasım 2025
3 dakika

Kısa süreli eşlikçim olan yeşil “Amsterdam” yazılı şapkamla bir 19 Mart eyleminin ardından, Aachen’ın en klişe öğrenci barında rastlaşmıştık. Aslında şapka, başka bir şehirde yaşayan ve bize o gün eşlik eden arkadaşımın uzun bir günün ardından unutmasıyla hayatıma girmişti. Gereğinden uzun süren bir D vitamini eksikliği, depresyon ve kendinle barışamama kombinasyonunun üzerine güneş gibi doğmuştu canım şapka.

Her gün giydiğim montun yeşilinden bir tık daha açık, beni yürüyen bir çam ağacı olmaktan koruyacak kadar anlayışlıydı yeşili. Şapkanın önü, otobüste tıkış tıkışken sanki başka birinin gözüne girmeyecek kadar kısa, güneşten koruyacak kadar uzundu. Üzerindeki “Amsterdam” yazısı arada sırada “Ulan bu şapkanın üzerinde Aachen yazsa takar mıydım?” dedirtse de çok göze batmayacak bir bordoluktaydı.

Ben o güne kadar şapka kullanıcısı değildim, kendime yakıştırmazdım. Unutkanlığım ve bu konulardaki sorumsuzluğum yüzünden eldiven, şapka ve cebime sığmayan bütün eşyalara karşı mesafem vardı. Ama bu şapkanın yeşili bir başkaydı, beni farklı hissettiriyor, uzun zamandır içimde bulamadığım bir özgüveni fitilliyordu.

Üç ay boyunca yeşil Amsterdam şapkam eşlikçim oldu; eylemlerde, derslerde, toplantılarda, duş almadığım ya da uyumadığım her ânımda. Kendimi bildim bileli tembihlenen “Uzun süre şapka takma, kel kalırsın,” sözlerini göz ardı edip bir olmuştuk.

Şapka benim değildi, uzun süre de benimle kalmayacaktı. Yine bana yoldaşlık ettiği bir eylemin sonundaki film gösteriminde yollarımız ayrıldı. Uzun bir gecenin ardından kafamda fiziksel ve duygusal bir boşlukla uyandım. Nasıl oldu anlamadım, fark etmem ertesi günün sabahını bulmuştu. Bir olduğumuzu sandığım bez-plastik karışımı arkadaşım kaybolmuştu. “Gökler verdi, gökler aldı,”, “Umarım beni bir zamanlar mutlu ettiği kadar yeni yol arkadaşını da iyi hissettiriyordur,” yalanlarının arkasında, kafamda yavaş yavaş yer tutan kelliklerde bir serinlik ve burukluk vardı. Nerede kaybettiğimi biliyordum, ama içten içe sanki tekrar kavuşamayacağımızın bilincindeydim. Cebe sığmayacak kadar büyük, kıçımı kaldırıp aramaya gitmeyeceğim kadar küçük bir eşyaydı. Aylar geçti, şapkalar denendi, şapkaların boyutları makasla kesilip biçilerek değiştirildi, arandı, tarandı. Hiçbir şapkanın yeşili o yeşil değildi, hiçbir şapka kafama aynı şekilde oturmadı.

Ekimde Büyük Ev Ablukada konseri vardı, Avrupa’nın bol kanallı, katedral üstüne bir meydan kondurmalı, bisiklet “medeniyeti” fışkıran, şapkalara isim verecek kadar mühim şehirlerinden birinde. Sabah erkenden, ucuz bilet ve gün kazanma konseptli bir otobüs yolculuğunun ardından köyümden şehre indik. Kat kat giyilmiş kıyafetlerin içinden geçen bir soğuk vardı, bir de yaya dostu şehir planlamacılığı, turistin yalnızca hostel ararken cebini yakan konut krizi ve barınamama rüzgârı… Karşımıza çıkan rastgele sokaklardan birinde, sonu gözükmeyen bir pazarla karşılaştık. Dünyanın her yerinden derlenmiş baharatlar, rengârenk bayraklar, Türkiye’deki pazarları andıran beyaz muşambaların altındaki insanlar, yürüdükçe ara sıra kemik titreten plastik ürün kokusu…

On adım attık veya atmadık ve ne görelim, eski bir dost! Tek başına da değil, rengârenk arkadaşlarıyla altlı üstlü dizilmiş, muşambaların altında hazır ola durmuş. Dost şapka olmuş, “İstiyorsanız depoda üründen stokumuz var, temizini verelim,” statüsüne erişmiş. O an aklımdan başka hiçbir şey geçmiyordu, temizi, kirlisi fark etmezdi. Büyük bir heyecanla şapkalara sarıldım, onları denedim, kendi dostumun yeşilini aradım. “Amsterdam” yazılı yeşil şapkamla Amsterdam’da karşılaşacağımı kim tahmin edebilirdi ki? Sonunda kavuşmuştuk ama içimde bir burukluk vardı. Yeşili acaba aynı yeşil miydi, daha koyu değil miydi, giyildikçe mi koyulaşmıştı yoksa? “Biraz daha bakınalım pazarda, belki daha benzeyenini buluruz,” deyip yürümeye başladık. Bir mağaza, iki mağaza derken bir baktık, her dükkânda benim şapka… Dükkanları geçtikçe hava soğudu, hava soğudukça ben de şapkadan soğudum. Şapka duygusal olarak değil biçimsel olarak aynı şapkaydı. Pazarın sonuna geldiğimde durdum, sokağın başına, onunla ilk kez tekrar karşılaştığımız dükkâna doğru yol aldım.

Sonunda şapkayı aldım, ama aynı rengini değil, koyusunu. Çünkü aklımda daha koyuydu eski şapkam. Amsterdam yazısı eskiden kırmızıydı, maviye dönüştü. Ben yine de eski şapkamı özlüyorum, umarım yeni yoldaşı ona iyi davranıyordur.

Author

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin