Fotoğraf: Anna Demianenko / Unsplash

Grundreinigung*

Almanya’daki ilk senemi böyle geçirdim. Biraz saklanarak biraz da "aman canım, belki de geri döneceğiz zaten" diye kendimi teselli etmeye çalışarak.
11 Aralık 2025
8 dakika

* Alm. Dip temizliği, derinlemesine yapılan büyük temizlik.

Almanya’da diken üstündeyim. Bu duyguda yalnız olmadığımı, başka göçmenlerin de burada benzer bir tedirginlikle yaşadığını artık biliyorum. Tedirginliğimin altında ağır bir yabancılık duygusu yatıyor. Bir de yanlış yapma korkusu tabii. Benim gibi her şeyi doğru yapmak isteyen birinin, hata toleransı çok düşük olan bu ülkede yaşaması gerçekten zor. En küçük bir davranış bile görünmez bir denetimden geçiyormuş gibi geliyor insana. Muhtemelen geçiyor da zaten. Onaylamayan bakışlar, kınamayla sağa sola sallanan başlar ve kimi zaman sesli uyarılar bir süre sonra gündelik hayatınızın bir parçası hâline geliyor. Bu yüzden zamanla içinize tuhaf bir ses yerleşiyor: “Hiçbir şey yapmazsan, hata da yapmamış olursun.” Sessiz kalmak, kenarda durmak, izlemek daha emniyetli bir durum çünkü. Ama insan kısa sürede fark ediyor ki, bu tutum sürdürülebilir bir şey değil. Hareketsizlik, insana geçici bir rahatlık hissi verse de aslında teslim olmak anlamına geliyor. Yavaş yavaş buharlaşıyor, saydamlaşıyor, görünmez oluyorsunuz.

Almanya’daki ilk senemi böyle geçirdim. Biraz saklanarak biraz da “aman canım, belki de geri döneceğiz zaten” diye kendimi teselli etmeye çalışarak. Başlarda öyle kenarda köşede bir yerde, pek de insan arasına karışmadan idare edebilirim sandım. Liseden beri konuşmadığım için Almancam epey paslanmıştı. Buna rağmen, günlük hayatta kaçınamadığım o küçük konuşmalarda tamamen kaybolmamı engelleyip yabancılığımı biraz olsun gizlememe yardımcı oldu. Fakat ne zaman ki işler ciddiye bindi ve burada kalacağımız belli oldu, işte o zaman bu tedirginlik hâliyle cepheden yüzleşmek zorunda kaldım. Artık saklandığım köşeden çıkmak ve hayata karışmak zorundaydım, kaçacak yerim kalmamıştı. İş bulmak, formlar doldurmak, telefon konuşmaları yapmak ve daha da önemlisi her gün sokağa çıkıp insanlarla yüz yüze gelmek gerekiyordu. Bütün bunları yaptım yapmasına, ama bir süre sonra o kadar zorlanmaya başladım ki, bütün derdim kendime bir köşe bulup orada sakince durabilmek oldu.

Bulduğum köşe, biraz ıslak olsa da fena sayılmazdı. Yaşadığımız mahalleye yakın bir kapalı havuzu gözüme kestirmiştim. Azıcık köhne ama derli toplu bir yer olan bu havuza her yaştan, her sınıftan ve kelimenin tam anlamıyla “her cinsten” insan gidiyordu. Yazın gittiğim Freibad’dan (açık havuz) biliyordum ki, bu mekânlar Almanya’da sosyal devlet anlayışının en çok hissedildiği yerler. Etnik kökeniniz, geliriniz, mesleğiniz fark etmiyor; toplumun her kesimi aynı suya giriyor, aynı güneşin altında yan yana oturuyor. Bir yaz gününü açık havuzda geçirmek sadece birkaç avroya mal olduğu için dar gelirli ailelerin de rahatlıkla ulaşabileceği bir eğlence. İnsanlar havuz kenarında yalnızca kıyafetlerini değil, taşıdıkları ayrıcalıkları ya da dezavantajları da geride bırakıyor. Mayo ve boneyle, kısa bir süre için de olsa, siz de herhangi biri oluyorsunuz.

İşte ben de yabancılığımı ve farklılığımı unutmak istiyordum. En azından bir süre için. Ayrıca sevdiğim bir şeyi yapmak bana iyi gelir, bu tanıdık faaliyet kaybettiğim emniyette olma hissini geri getirir diye düşündüm. Bir de suyun içinde olmanın verdiği tarifsiz huzur vardı tabii. Yüzerken dış dünya susuyor, görüntüler bulanıklaşıyor, hatta düşünceler bile hafifliyordu. Elbette bir kulvarda ileri geri gidip gelmek yerine denizde yüzmeyi tercih ederdim. Ancak şimdilik elimizde bu var diyerek durumu kabullendim ve havuza kaydoldum.

İlk gidişimde acemiliğimi saklamaya çalıştım. Bir hata yapmamak için, önce sağa sola bakıp etrafımdakilerin nasıl davrandığına dikkat ettim. Hani camiye ilk kez gelen, namazı bilmeyen biri cemaati takip eder ya; ben de öyle yapacağım, herkes eğilince eğilecek, kalkınca kalkacağım. “Ne kadar zor olabilir ki?” dedim kendi kendime. Zaten her yer uyarı tabelalarıyla dolu. “Şunu giymeyin, bunu takmadan havuza girmeyin, ayakkabılarınızı buraya bırakın, kıyafetlerinizi şuraya koyun…” Mesela erkekler için paçalı mayo yasak. Bu ilginç bir detay. Neden acaba? Muhakkak bir nedeni vardır. Almanya’da her şeyin bir nedeni var. Bone ve gözlük ise zaten standart. Fakat bir de detaylı bir yıkanma talimatı var ki, işte onu görünce biraz sersemledim. Grundreinigung diyor, yani öyle üstünkörü ıslanıp havuza atlamak yok, dip bucak temizlenmek gerekiyor. Düşündüm, tarttım, bunun hayırlı bir şey olduğuna karar verdim. Evet, herkesin havuza temiz girmesi önemliydi.

Böyle tabelaları bir bir okuyup hatmettikten sonra kadınlara ayrılan bölüme geçip soyunmaya başladım. Pabuçları girişteki raflara, kıyafetlerimi de soyunma odasındaki kilitli dolaplardan birine yerleştirdim ve duşlara doğru yürüdüm. Tam kapıya gelmiştim ki, bir de ne göreyim! Daracık bir mekânda her yaştan bir dolu kadın anadan üryan itiş kakış sabunlanıyor. Sıcak suyla yıkanmak şart olduğu için buhardan göz gözü görmüyor. Kime ait olduğu belli olmayan kollar, bacaklar ve diğer uzuvlar bir görünüp bir kayboluyor. Bir Passolini filminin içine düşmüşüm, haberim yok.  Beceriksiz bir figüran gibi, akan görüntünün içinde donakalmış duruyorum.

Bunda büyütülecek ne var, diyeceksiniz belki. Ama önce şunu açıklamam lazım: Kendimi bildim bileli soyunma odalarıyla ve spor salonlarının ortak alanlarıyla aram hiç iyi değildir. Liseden kalma bir tür travma diyelim. Yatılı okul görmedim, öyle bir kolektif giyinme-soyunma terbiyesinden geçmedim. Üniversitede kısa bir süre yurtta kaldım ama o sayılmaz. Hamam deseniz, sıcağa dayanamadığım için kapısından bile giremedim. Yani mahremiyet hissim hâlâ çocukluğumdaki mahcubiyet seviyesinde takılı kalmış durumda.

Sonuçta bu manzara karşısında bir süre ne yapacağımı bilemeden dikildim. Sonra baktım ki olacak gibi değil, kendime o kolların bacakların arasında küçücük bir alan açmayı başardım. Mayom, bonem, gözlüğüm üstümde, tam takım giyinik hâlde o yoğun buharın içine girdim. Duş almaya başladım ama bir tuhaflık var: Herkes çıplak, ben neredeyse üniformalıyım. Kadınların bakışlarını üzerimde hissediyorum. Acaba yeterince iyi yıkanmadığımı mı düşünüyorlar? Yapacak bir şey yok, başımı önüme eğip Grundreinigung olayına giriştim. Anneannem bir şeyi iyice yıkadığında “kırkladım” derdi, ben de o gün neredeyse kırklandım. Sudan çıktığımda pespembe olmuş, buharda pişmiş ıstakoza dönmüştüm.

Hadi bitti gidiyoruz derken, meğer havlularımı yanlış bir yere koymuşum, önce bir güzel azar işittim. Yanımdaki kadın bir yandan söylendi, bir yandan da havlumu raftan alıp askıya astı. Aksanından çıkarabildiğim kadarıyla o da göçmendi. Ama benden daha kıdemliydi belli ki. Burada bir süre yaşamış, çekilmesi gereken acıları çekmiş ve başkalarına had bildirmeye hak kazanmıştı. Böylece bir yandan kaynar sularla haşlanıp bir yandan hafifçe fırçalanarak sonunda havuzun kenarına kadar ulaşabildim. Çok şükür ya rabbim, uzun oldu ama sonunda emelime vasıl oldum diyerek kendimi sulara koyuverdim. Yüzüyorum, mutluyum. Kurbağa kurbağa yüzerek havuzu baştan başa geçtim. Hoş bir rahatlık hissi geldi üzerime. Su serin ve güzeldi. Havuz da korktuğum kadar kalabalık değildi. Keyfim yerine gelir gibi oldu.

Tam oldu bu iş diyerek kendimi tamamen bırakacaktım ki, önümde yeşilli-kırmızılı bir gölge belirdi. Kafamı sudan çıkarıp bakınca tombulca bir kadının bana doğru yüzdüğünü gördüm. Önce karşı kulvardan geliyor sandım, yol vermeye çalıştım, ama nafile. Kadın eliyle “dur” işareti yaptı. Hep beraber durduk. Hep beraber diyorum, çünkü ben durunca arkamdakiler de durmak zorunda kaldı. Kulvar halatına asılıp nefesimin düzelmesini bekledim. Kadın da aynı pozisyona geçti ama onun nefesinde hiçbir sorun yok maşallah. Bir yandan bağırıp çağırıyor, bir yandan serbest kalan kolunu sallıyor. Ne dediğini anlasam cevap vereceğim. Fakat ne mümkün! Havuzda sesler yankılanıyor, hiçbir şey duyamıyorum. Zaten duysam da anlayamayacağım, çok yoğun bir aksanı var. Bir nefeslik boşluk yakalayınca “Lütfen biraz daha yavaş konuşur musunuz?” diye sordum en kibar Almancamla. Sonunda mesele anlaşıldı. Meğer içinde bulunduğum kulvar, yetmiş yaş üstü yüzücülerin antrenman alanıymış. Dolayısıyla yanlış yerdeymişim.

Aklıma geçici bir süre için burada yaşamak zorunda kalan bir arkadaşımın küçük kızı geldi. Okuldaki ilk senesini çok zor geçirmiş ve sonunda artık iyi kötü öğrendiği Almancasıyla “Warum bin ich immer falsch?” (Ben neden hep yanlışım?) başlıklı bir kompozisyon yazmıştı. Ben de yine yanlıştım işte. Kadından özür diledim ve hemen kulvar değiştireceğimi söyledim. Ama iş burada bitmedi. O renkli mayolu hanımın arkasından başkaları da geldi. Bir anda etrafım, öfkeli teyzelerden oluşan yedi sekiz kişilik bir çete tarafından çevrildi. Kaçmak istiyorum, izin vermiyorlar. Sırayla kuralları sayıp döküyor, beni azarlıyorlar. “Anladım, tekrar etmenize gerek yok,” diyorum, ama yok, fayda etmiyor. Sanki senelerdir bu ânın gelmesini beklemişler. Öyle bir iştahla söyleniyorlar. Çaresiz hepsini tek tek dinledim. Ama keyfim kaçmıştı bir kere. Havuzdan çıkıp kurulandım ve kös kös eve döndüm.

İşte kapalı havuzdaki ilk günüm böyle geçti. Neyse ki artık kuralları biliyorum. En azından buradakileri. İlk üç kulvar yavaştan hızlıya doğru tanzim edilmiş ve gündelik yüzücülere ayrılmış. Dört ve beşinci kulvar farklı yaşlardan sporcuların antrenman alanı. En sondaki kulvarda ise gün boyu yüzme dersi alan çocuklar var. Bu düzen de zaman zaman değişebiliyor tabii. Onu da kulvarın başındaki uyarı dubalarından anlıyoruz: Yeşil duba “girebilirsin”, sarı ve kırmızı “uzak dur” demek. Aksi hâlde yine teyze azarı kaçınılmaz. Sonrası malum: Havlular askıya, ayakkabılar rafa, kıyafetler dolaba, anahtar bileğe ve tabii ki Grundreinigung.

Bunlar yazılı kurallar. Almanya’da en basit eylem bile böyle onlarca ayrıntılı düzenlemeyi içinde barındırıyor. Her şey en ince detayına kadar düşünülmüş ve çoğu zaman gereğinden karmaşık bir hâl almış. Toplumsal hayata sorunsuzca karışabilmek için bunların hepsini öğrenmek gerekiyor. Bir de yazılı olmayan kurallar var ki, onlardan da belki bir dahaki sefere söz ederiz.

Tedirginliğime gelince, o hep aynı. Dedim ya, burada diken üstündeyim.

Author

  • GMT +1 / GMT +2. Akademisyen. Bonn'da yaşıyor. Edebiyat dersleri veriyor ve arada bir yazıyor.

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin