Deportivo Taraftarının Lakabı Neden ‘Los Turcos’?

Eh, madem bir süredir bu şehirde yaşıyorum, birkaç kere Deportivo maçına gittim, yerel gazeteleri, şehrin tarihini araştırmayı seviyorum, o zaman ben de bu konuda ahkam keseyim.
18 Mart 2026
15 dakika

Türkiye’de en çok gurur duyulan mevzulardan biri, Deportivo taraftarlarının kendilerine Los Turcos demesidir. 90’larda takımın fırtına gibi estiği zamanlarda, TRT ekranlarından verilen maçların kale arkasında görülen Türk bayrağı ülkede büyük sevinç yaratmıştı. Tabii ki soru işaretleri de peşinden gelmişti. Hatta bir Olympiakos maçında hazırlanan Türk bayraklı koreografi, sanki Balkanlar’a veya Ortadoğu’ya yardım götüren TSK askeri gibi bir hava yaratmıştı.

2024-2025 sezonunun ilk haftalarında oynanan Granada deplasmanında Lucas Perez gol atıp tribüne koşunca ve ekranda kırmızı-beyazlı bayrak belirince Türkiye’de yeniden infial koptu. Bu esnada bazıları, kendi hikâyelerini parlatmaya başladı.

Coruña halkının zamanında Barbaros Hayrettin Paşa ile sevgi-saygı dolu münasebetleri olmuş da, o yüzden hiç unutamamışlar, Türk korsanlarının kahramanlıkları örnek alınmış vs vs…

Eh, madem bir süredir bu şehirde yaşıyorum, birkaç kere Deportivo maçına gittim, yerel gazeteleri, şehrin tarihini araştırmayı seviyorum, o zaman ben de bu konuda ahkam keseyim.

Fakat bu ahkam biraz uzun olacak. Uzunluğun sebebi de aslında Türkiye’deki kesin kanaatin aksine Coruna’da belirsizliğin olması… Âdeta gizemli bir şehir efsanesi. Çeşitli teoriler var ama en çok “Bunu kimse bilmiyor,” cevabı veriliyor. Biz de bu teorileri arka arkaya koyacağız. Benim en az inandığımdan, en aklıma yatana doğru ilerleyeceğiz.

Öncelikle hikâyenin başı belli… Biz de oradan başlayalım. Deportivo ile Celta Vigo, aynı bölgenin iki güçlü takımı. Aralarında ciddi bir rekabet var. İki şehir ve kulüp kendilerinin Galisya’nın en iyisi olduğunu düşünüyor. Yani merkez noktamız Galisya kimliği. Galisyalı olmak, daha iyi Galisyalı olmak gibi unsurular kavganın/çatışmanın ana meselesi.

Öte yandan daha önce de yazdığımız gibi Vigo, Portekiz’e çok yakın bir şehir. Vigolular ile Portekiz arasında yakın bir ilişki mevcut. En azından ticaret anlamında; gidip gelip sık sık alışveriş yapıyorlar. İşte burada ilk taşı Coruna tarafı atıyor ve “Siz Galiçyalı değil, Portekizlisiniz,” diyorlar. Vigolular bunu kabul etmiyor. Çünkü onlar Galisyalı olduklarını ve hatta Galisya’nın lideri olduğunu iddia ediyor. Kızıyorlar ve rakibi de kızdırmak istiyorlar. Bunun üzerine Coruñalılara “Asıl siz Türk gibisiniz,” diyorlar. Deportivo tarafı bu saldırıyı göğsüyle karşılıyor ve “Tamam,” diyor. Türk bayrakları stada geliyor ve lakap Los Turcos oluyor.

Buraya kadar tartışmalı bir husus yok. Fakat burada üç soru ortaya çıkıyor. Birincisi Coruña’nın tarihsel olarak Vigolulara Portekizli demesi gayet normal ve zamanını keşfetmek pek mümkün değil, bunun için çok eski tarihlere gitmek gerekir. Fakat anlaşılır. Sonuçta sınırın diğer ucu. Peki ama Vigolular, ilk ne zaman “Türk” diyor?

İkinci soru: Ortada yetmiş iki millet varken Celta neden aralarından Türk’ü seçiyor?

Üçüncüsü de Vigolular, internetin olmadığı, kitle iletişim araçların kısıtlı olduğu zamanlarda Coruña halkına “Türksünüz” mesajını nasıl yolluyor? Yani Tosun Paşa filmindeki gibi bir alanda toplanıp atışmıyorlar ya… Bu mesajın bir yerden ulaşması lazım…

İlk sorunun cevabı diğerlerinden çok daha belirgin. Bu lakap 80’lerde kullanılmaya başlıyor, 90’lara girilmeden de artık karşı taraf kabulleniyor. Zira 80’ler derbinin en ateşli yıllarıydı. Her maç kavga gürültü kıyamet… Ultras kültürü İspanya’da iyice yeşermeye başlamış. Zaten Deportivo’nun lokomotif grubu Riazor Blues da 1987‘de kuruluyor. Türkiye bayrağını asan tribün de onlar.

Şimdi bu noktada bir parantez açalım. Birkaç yıldır Coruña’da yaşıyorum. Çarpık İspanyolcam sayesinde İspanyol olmadığım hemen anlaşılıyor. Esnaf ara ara bana “Nerelisin?” diye soruyor. Ben de Türkiye’den geldiğimi söylüyorum. Fakat bunu duyunca kimse sevinçle, hasretle boynuma sarılmıyor! Oysa Türkiye’de böyle bir manzaranın hayali var. Mardin’e gelen turiste yapılan misafirliğin, Coruña şehrinde Türklere yapıldığı zannediliyor! Şehre ayak basan Türkler el üstünde tutulacak, evlerde misafir edilmek için yarışılacak! Böyle bir durum olmadığı gibi, aslında şehrin büyük bir kısmı bu “Türk” lakabının varlığını bile bilmiyor. Bilseler, o tanışma ânında, benden “Soy Turco” cümlesini duyduklarında hemen öyküyü anlatırlardı. Bunu şu sebeple belirtiyorum, bu çatışma tamamen tribün grupları arasında. Şehirlerin tarihinde büyük bir yer etmemiş. Büyük bir olaydan çıkmamış. Yani aslında biraz alt kültür meselesi, tabiri caizse tribün atışması… Eğer Deportivo maçlarına gitmeyen biriyseniz, futbola ilginiz düşükse, bu lakabın varlığından habersiz olmanız bile muhtemel. Üstelik maçlara giden her Depor taraftarı da bu lakabı benimsemiş olmayabilir, eğer Riazor Blues’tan değilse…

Zira Riazor Blues ile Coruña halkının geneli arasında hafif bir kopukluk var. O da siyasi ideoloji kaynaklı… Malum Galisya, İspanya’nın özerk bölgelerinden biri. Fakat Katalan veya Bask gibi ayrılıkçı bir havası yok. Biraz daha merkezi hükümete bağlılar. Coruña halkı da genel olarak İspanya’nın merkez sağ partisi PP’ye oy verir. Riazor Blues ise tam tersi bir noktada. Onlar hem ayrılıkçı bir siyaset izliyorlar hem sol ideolojiden besleniyorlar. Yani bir yandan Galisya kimliğini vurgularken, diğer yandan da başka bir millet ismini kullanarak “laf atmayı” küçümsemek olarak algılamıyorlar. Rakibe “Portekiz” göndermesi de bir aşağılamadan ziyade daha çok “kendi toplumunuzun içinde kalmıyorsunuz” anafikriyle besleniyor… Tahminim Vigolular, Deportivo tribününe “Korelisiniz,” deseydi, Riazor Blues onu da kabul ederdi. Fakat Coruña halkı başka bir ülkeyle anılmayı o kadar da tercih etmiyor olabilir. Galisyalı ve İspanyalı olmak onlar için kâfi…

Zaten üçüncü sorunun cevabı da buradan kendini belli ediyor. Nasıl çıktığı hakkında bir bilgimiz yok ama benim tahminim hamam atışması gibi bir durum olmadığına göre tribünde bir tezahüratla ya da pankartla söylendi. Yani tribün yoluyla iletildi.

Türkiye’de çok inanılan, hatta başka alternatifleri kapatan o meşhur teoriyle devam edelim. Bence zaten bu da geçerli teori değil ama şehirde daha kötü, daha az inandırıcı olanları da dolaşıyor. Biz önce ülkemizin yankı odalarından başlayalım.

Türkiye’de en çok inanılan bile demeyeceğim, kesin doğru olarak kabul edilen bir teori var. Zamanında Osmanlı’nın Akdeniz’de hüküm süren korsanları, Barbaros Hayrettin Paşa önderliğinde Coruña sahillerine gelmiş ve halka çok iyi davranarak onların sevgisini kazanmış. Veya biraz daha değiştirerek: Türk korsanlarının güçlü yapısı ve zaferleri Coruña halkını çok etkilemiş, o yüzden Celta taraftarının kendilerini aşağılamak için kullandığı Türk tabirini bu açıdan yakalayıp benimsemişler.

Aslında bu konu için önce Emrah Safa Gürkan gibi hocalara bazı sorular sormak ya da Sultanın Korsanları kitabını okumak lazım. Aklıma takılan ilk soru, Akdeniz’de hüküm süren Türk korsanları gerçekten Atlantik’e geçmişler miydi? Geçtiklerini biliyorum ama Akdeniz’den ne kadar uzaklaştılar? Vigo’ya ulaştıklarını biliyoruz ama İrlanda’nın karşısında düşen, Akdeniz ile bağı kalmayan Coruña da bir istasyon muydu? O yüzden tam buraya bir harita bırakalım.

Akdeniz’de hüküm süren Türk korsanları gerçekten Atlantik’e geçmişler miydi? Geçtiklerini biliyorum, ama Akdeniz’den ne kadar uzaklaştılar? Vigo’ya ulaştıklarını biliyoruz, ama İrlanda’nın karşısında düşen, Akdeniz ile bağı kalmayan Coruña da bir istasyon muydu?

Bildiğimiz kısım, yani Vigo seferi ise biraz rahatsız edici. Osmanlı korsanları için Coruña’yı bilmiyoruz ama Vigo’ya uğramışlar ve pek de iyi hatıralar bırakmamışlar. En azından Vigo kentinin resmi tarihi bize bunu anlatıyor.

1617 yılının aralık ayında Vigo açıklarına Osmanlı korsanları demir atar. 11 geminin mürettebatı, iki gün sonrasında karaya çıkarlar. Amaç şehri yağmalamaktır. Fakat Vigo bu saldırıya karşı durur. Şimdilerde ziyarete açık olan Vigo Kalesi, o savunmanın merkezidir. Savunmada öne çıkan, kahramanlaşan halktan kimselerin adları halen anılıyor ve mitleştirilmeye devam ediliyor.

Fakat çatışmalar bir gün sürmez. Korsanlar vazgeçmez. İki gün sonra şehrin başka bir kıyısından saldırıya geçerler ve başarılı olurlar. Vigo kaynaklarında 100’den fazla ölüden, tecavüz vakalarından, yakılan 150’yi aşkın evden, 200 esirden bahsediliyor.

O günlerden şöyle bir ağıt da kalmış:

Mağribiler isyanla geldiler
Çok uzakta, çok uzakta, çok uzakta
Her şeyi yok ettiler ve işte oradaydı
Çok uzaklara, çok uzaklara uç,
Tazı kimdi
Bir kuş olan
Rüzgar kimdi!

Bu ağıtı şu yüzden paylaşıyorum: Osmanlı korsanlarından Mağrip olarak bahsediyorlar. Büyük ihtimalle İspanya topraklarının Arap geçmişi, tüm müslümanları aynı şekilde adlandırmalarına yol açmış.

Şehir tarihinde böylesine acı izler bırakan düşmanı, seneler sonra ezeli rakip olan komşularınıza yakıştırmak akla gelebilir. Peki, bu hayatın normal akışına uyuyor mu?

Yani bu teoriye göre Celta Vigo taraftarları, şehirlerini yakan yıkan ve –yenildikleri– Türkleri, Deportivolular ile bir tutuyorlar! İki farklı alandaki (tarih ve futbol) düşmanı birbirleriyle eş tutmak ilk etapta mantıklı gelebilir, ama bizim mantığa uymuyor.

Daha da mantıksız olanı, karşı tarafın bu lakabı bunu bilerek kabullendiği iddiası. Zira Deportivo ve Celta ne kadar ezeli rakip olsalar da aynı bölgenin aynı ideolojiye (Galisya birliği ve bağımsızlığı) bağlı takımları. Yani Celta’nın değil ama Vigo’nun çektiği acıdan gurur duyacak bir Coruñalı, bu hikâyeye uymuyor.

Türkiye’de aynı bölgeden iki komşu şehri, sağ veya sol ama aynı ideolojiye sahip insanlarını düşünelim. Bu şehirlere X ve Y diyelim. X şehri zamanında Yunan saldırısına uğramış, yakılmış, yıkılmış. Y şehrinin futbol takımını sevmediklerini için onlara Yunan diyorlar. Buraya kadar normal diyelim. Peki Y şehri “Evet ya, Yunan ordusu sizi nasıl yağmalamıştı, ne kadar güçlüler, tamam biz de Yunanız,” der mi? Hiç olacak iş değil.

Kaldı ki, Vigo’nun yaşadığı Osmanlı saldırısı; tarihlerinde yer edinse de Osmanlı, Galisya bölgesinin azılı düşmanı olmadı. İngilizler, Fransızlar, çok daha öncesinde Romalılar, Araplar burada uzun seneler boyunca yerel halka ızdırap olmuşlar. Hatta mesela Coruña’nın simgesi olarak anılan ve adı meydanlara verilen Maria Pita, İngiliz savaşlarındaki cesaretiyle sembolleşmiş. Hâliyle ezeli rakibinizi bir düşmanla kodlamanız gerekecekse bile, akla önce Türkler gelmez.

Yine de bu ihtimali yok saymıyoruz. Yani bu Cangas baskını nedeniyle Vigoluların Los Turcos adını ortaya atması, rakiplerini “barbar” olarak nitelendirmesi, Deportivo tarafının da beklenmedik şekilde bunu kabullenmesi mümkün. En azından en düşük ihtimal değil. Bölgede birçok teori gibi bu senaryo da sıklıkla anılıyor.

Fakat altını çizelim, düşük ihtimal!

Kaldı ki 1980’lerin sonunda 1990’ların başında yaşayan yerel halkın, gençlerin, Ultras’ların aklından böylesine derin ve kıyıda köşede kalmış tarih bilgileri pek yer almamış olsa gerek. O laf atma işleri biraz daha doğaçlama, biraz daha yaygın bilgilerden, hızlı ve hemen kavranacak bilgilerle ilerler. Yani şimdi sözgelimi bir Adanalı bir Antalyalıya, Antalyalının kolay kolay bilemeyeceği ve Adana’yla ilgili 500 sene öncesinden bir bilgiyle laf atar mı?

Ama bu teorinin kendisi bile Türkiye’de başka türlü anlatılıyor.

Bu hikâyelerde Galisya halkına saldıranlar Portekizliler, onları koruyanlar Türkler diye geçiyor. Bir de Portekiz’e yanlamak isteyen Vigoluların, rakip Türkleri Coruña’ya ve Deportivo’ya yakıştırdığı söyleniyor. İşte bu külliyen gerçek dışı. Zira zaten anlattığımız gibi, Vigo’ya esas saldıran Türk korsanlar. Coruñalıların burada Türklerle yakınlık kurmasının tek nedeni de bu olabilir. Zaten Barbaros Hayrettin Paşa Akdeniz’de İspanya ve Portekiz donanmasıyla savaşırken Coruña halkından neden destek ve sevgi görsün? Kaldı ki Barbaros Hayrettin o kadar kuzeye gitmiş mi?

Bu anlatının devamında şöyle deniyor: Bu dostluktan rahatsız olan Vigolular, Coruña halkına hain gözüyle bakıyor ve onlara Türkler demeye başlıyor.Öyleyse buradan şu anlamı çıkıyor: Vigo saldırısının başında veya sonunda Coruña halkı var. Herhalde bu doğru olsa bile, Coruña’da kimse bunu (âdeta hainlik) kabul etmek istemez ve devamında “Los Turcos” lakabını benimsemez. O yüzden lakap benimsendiğine göre, sebep bu olamaz.

Diyelim ki Türkiye’de anlatılmayan bir şekilde Vigo saldırısı esnasında korsanlar A Coruña halkından destek gördü ve Vigolular bunu zihinlerine kazındı. Sene 1500’ler, 1600’ler… Nasıl oluyor da Vigo’nun korsan saldırısıyla ilgili kaynaklarında bu yardımdan bahsedilmiyor. Bahsedilmeyen bu yardım ve iyi ilişkiler, yazılı kaynaklara geçmeden 400 yıl boyunca nesilden nesile nasıl anlatılıyor? Ve 1980’lerin sonunda maça giden birkaç genç, birden bu olayları nasıl anımsayıp karşı tarafa “Türkler” diyor?

Özetlemek gerekirse, korsan hikâyeleri bu lakabın başlangıcı olabilir. Onlarca hikâyeden biri de bu zaten. Fakat hem çok düşük ihtimal hem de Türkiye’de anlatıldığı gibi değil. Hatta bu hikâye Türkiye’de çok yaygınlaşmasa ve sahiplenilmese daha iyi. Zamanında olan olmuş, ama şehri yakıp yıkmaktan doğan bir lakapla da gurur duymayalım. Daha doğaçlama gelişen hikâyelere ve onların teorilerine sığınalım.

Bu teorilerden biri için 3 Aralık 1992’ye gidiyoruz. Yani bundan tam 34 sene önceye…

Coruña şehri, Atlantik’in tam ucundadır. Burada kışlar çok sert geçmez. Kar yağmaz. Sıcaklık 0’ı görmez. Fakat fırtınası acayiptir. Okyanus fırtınasının ne demek olduğunu filmlerde, haberlerde görüyordum ama esas olarak burada yaşayınca idrak ettim. Fırtına kışın en azından ayda 1-2 kez gelir. Yağmurlar ise hiç bitmez. Ekim ayında karanlık günler başlar. Sonra yağmur yağar. Yağar, yağar. Ve durmaz.

Arşiv taraması yaptığımız zaman 3 Aralık 1992’de havanın sakin olduğunu öğreniyoruz. Fırtına 2 Aralık’ta sona ermiş, daha doğrusu yumuşamış, rüzgârlı bir güne dönmüş. Fakat 3 Aralık gece yarısı başlayan kısa süreli sağanak görüş mesafesini kapatmış, A Coruña limanına yanaşmak isteyen bir tankeri çaresiz bırakmış. Hikâyemiz de burada başlıyor.

Aegean Sea [Ege Denizi] adını taşıyan petrol tankeri, 2 Aralık gecesini 3 Aralık gününe bağlayan saatlerde şehrin limanına girmek ister. Amacı, taşıdığı 80.000 tonluk petrolü Repsol firmasına teslim etmektir. Fakat liman yönetimi ile kaptan arasındaki iletişimsizlik, yanlış kararlar, üstüne gece yağıp görüşü kapatan sağanak ve devamlı esen rüzgâr yüzünden işler ters gider. Tanker, şehrin hemen dibinde şehrin sembolü Hercules Kulesi’nin önünde karaya oturur.

Saat 04.55 civarıdır. Henüz büyük bir tehlike yoktur. Kurtarma ekipleri hemen olay yerine intikal eder. Hem tankeri hem mürettebatı kurtarmaya çalışırlar. Bu esnada gün aydınlanmaya başlar. İnsanlar uyarır. Haberciler olay yerine gelir. Bazı meraklı gözler de kurtarma çalışmalarını izler.

Saat 10.00 gibi olay, sıradan bir kazadan korkunç bir anıya dönüşür. Tankerden patlama sesleri gelir, ardından da çok kısa bir sürede, sanki saatlerdir devam eden ve büyüyen bir yangın varmış gibi ortalık kara dumanlarla kaplanır. İnsanın tüylerini diken diken eden bir manzara oluşur.

Fotoğraf: Biopulcher

Bir facia… Binlerce tonluk petrol, Atlantik’in en güzel koylarına karışır. Balıklar, kuşlar ölür. Okyanus siyaha boyanır. Plajlara kara sular vurur. Civardaki vatandaşlar, dumandan etkilenmemeleri için birkaç geceyi spor salonlarına geçirir. Şehrin en önemli geçim kaynağı balıkçılık aylarca can çekişmek zorunda kalır.

Bu, Coruña’da meydana gelen ilk deniz kazası değildir (Mesela 1976’daki bir kazada 107.000 ton petrol okyanusa akmış). Fakat 1992’deki kaza tamamen bir isyan dalgasına neden olur. Tekrar böyle bir kazanın yaşanmaması için toplumun tüm kesimleri harekete geçer. Kazanın ardından kitaplar yazılır, belgeseller çekilir. Hatta Bar Egeo (Tankerin İspanyolca ismi Mar Egeo’ya gönderme) isminde bir bar bile açılır (2012’de kapanmış).

Aegean Sea tankerinin batışı sırasında, isminin de yazılı olduğu parçayı çeken fotoğraf popüler oldu. O yüzden tam bu noktada şehir ve hatta bölge hafızasında çok ciddi yer edinen bu kazanın, bizim konumuz için ürettiği rivayete geçiyoruz.

Fotoğraf: Óscar París

İddiaya göre, Vigolular ezeli rakipleriyle dalga geçmek için bu kazayı kullandılar, Ege Denizi’nden hareketle “Siz Türkler gibi batarsınız,” demek istediler. Bu iddia çok yaygın değil ama yine de bazı kaynaklarda geçiyor.

Benim şahsi düşünceme göre, bu teoriyi olumsuzlamak için iki tane ciddi gerekçe mevcut. Birincisi 1992’de Celta taraftarları rakiplerine Los Turcos demeye çoktan başlamıştı bile. Bu atışmanın 80’lerin sonuna denk geldiği biliniyor. Yani nedeni yaşanan deniz kazası olamaz. Olsa olsa, Los Turcos lakabından sonra kullanılan başka bir atışma malzemesi olur.

İkinci gerekçemiz ise Aegean Sea’nin kimlik bilgileri ile alakalı. Japon yapımı tanker zaten Türk değil Yunan bandıralıydı. Personelinin çoğu (kaptanları dahil) Yunan’dı. Tankerin sahibi de Yunan Colouthros ailesiydi. Yani eğer böyle bir kazadan ve tankerin isminden dolayı Vigolular rakipleriyle dalga geçecek olsaydı, onlara “Yunan” derdi. Kaldı ki Vigo da denizci bir şehir ve iki kent hemen hemen aynı suları kullanıyorlar. Böyle bir kazadan dolayı komşularına alayla laf atacaklarını sanmıyorum.

Neyse ki bu büyük kazada can kaybı olmadı. Personel kendini hemen tahliye etmeyi başardı ve sadece bir kişi yaralandı.

Tabii ki kötü bir olay. Keşke yaşanmasaydı. Fakat en azından bayrağın izinden giderken, yaşanan bu olay hakkında bilgiler edindim. Karşı çıksam da bu teori, yaşadığım şehirdeki önemli bir konuyu öğrenmeme vesile oldu. Futbol sayesinde kültürlendik yine…


Bu yazı, ilk olarak Substack‘te üç ayrı bölüm halinde yayımlanmıştır. Serinin ilk bölümüne buradan, ikinciye buradan, üçüncüye de buradan erişebilirsiniz.

Author

  • GMT +1 / GMT +2. Türkiye'de spor medyasındaydı, şimdi A Coruña'da yaşıyor ve İspanya'ya dair bazı şeyler anlatıyor.

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin