Meşhur-u Âzam Türk Şiir Kralı Florinalı Nâzım

Heveskârlığıyla, saf inancıyla ve ilginç kişiliğiyle insanı gülümsettiği kadar iç burkan bir tarafı da var bu hikâyenin. Onun için Peyami Safa da ölümünden sonra “Zavallı Florinalı’nın kabahati samimi olmaktan ibaretti,” der.
15 Ekim 2026
7 dakika

O, büyük şairdi… Hayatı boyunca hep buna inandı. O, şaşaalı bir edebi hayat yaşamış, kâinatça tanınmış bir Türk Şiir Kralı’ydı. Tıbbi raporu da olan üstün zekâlı bir şairdi. O, Florinalı Nâzım’dı… Bu dünyaya şiirle geldi. Bütün şairleri tanıdı, onlardan övgü dolu imzalı fotoğraflarını aldı. Çalıştı, çabaladı. Herkesin halini hatırını sordu, kiminin de katipliğini yaptı. Öldüklerinde büyük şairleri mezarları başında andı, lokma niyetine kendi kitaplarını dağıttı insanlara… Sadece kendisi hakkında yazılan övgü dolu satırlar bile on yedi buçuk çuval dolusuydu.

İbrahim Alaettin Gövsa Türk Meşhurları kitabında ondan “Edebiyatımızda saf ve cezbeli halleri ve manzumeleriyle tanınmış bir simadır,” diye bahseder. 1883’te Manastır’ın Florina kasabasında doğar. Babası, Manastır evrak müdür muavini Halid Nâzım Bey’dir. İlk ve orta öğrenimini doğum yeri olan Florina’da, hukuk eğitimini ise İstanbul’da tamamlar. Dahiliye Nezareti ile Emniyet-i Umumiye’de memur olarak çalışır. Aynı kurumun neşriyat şubesi müdürlüğünü yürütür. Polis Mecmuası‘nın müdürlüğünü yapar. Gümüşhane Mektupçuluğu’ndan emekli olur. İçgüveyi olarak evlendiği Emine Hanım’ı doğum esnasında kaybeder. Kendisine yadigâr kalan tek kızı Aliye Meliha Hanım‘ı da bir “küçük şaire” olarak yetiştirir, yanından hiç ayırmaz. Küçük kız babasının şairleri andığı ihtifallerde kimi zaman şemsiyesini tutar, kimi zaman da şiirler okur. 1926’da üstün zekâlı olduğuna dair düzmece bir rapor alır ve kendisine Türk Şiir Kralı unvanını yine kendisi verir. Florinalı Nâzım’ın bütün hayatı sanatının büyüklüğünü, dehasının üstünlüğünü ispat etme ve gerçek Türk şiir kralı olduğunu anlatmakla şöhretin dikenli yollarında mücadele etmekle geçer. Örneğine ancak romanlarda, filmlerde rastlanılacak bir hayalcilikle bir kendine inanmışlıkla yoluna devam etmiştir.

1920’den 1940’lara kadar mizah dergilerinin önde gelen figürü olan Florinalı Nâzım, namıdiğer “kâinatça tanınmış Türk Şiir Kralı” Nâzım Özgünay karikatürlere, fıkralara, nüktelere konu olan ilginç kişiliği ile Türk edebiyatında hakkında en çok konuşulan kişi olmayı başarmış gerçek bir fenomendir. Bugün en usta sosyal medya fenomenlerine, değme pop ikonlarına taş çıkartacak kadar da harbi ve boşa kürek sallamayan bir isimdir. Çünkü hazret her ne kadar bir müteşair olarak görünse de istihzayla da olsa her zaman kendisinden söz ettirmesini çok iyi bilmiştir. Sırf bu yönüyle bile yaptıklarıyla kendi dönemi için bir vak’anın ötesindedir.

Hayatı Boyunca şairâzam Abdülhak Hamid’in gölgesi gibi peşinden hiç ayrılmamış, onun gibi büyük bir şair olmanın kendisinin de hakkı olduğuna her zaman inanmıştır. Bununla da yetinmeyerek kendisinin deha sahibi bir şair olarak tüm kâinatça tanındığına bütün edebiyat âlemini inandırmak için ümitsizce mücadele etmiştir. Bütün bunları yaparken de şöhretin yolunun basından geçtiğini çok iyi biliyor olmalı ki yoğun bir tanıtım ve reklam kampanyasına dalar. Gazetelerin ilan sayfalarında kendini tanıtır, şiirler yayınlar, kimi zaman da kendisi hakkındaki eleştirilere laf yetiştirir. Bıktırırcasına bir ilgiyle insanları takip etmek, mezarlarda anmalar düzenlemek rutin meşgalelerinden olmuştur. İbnülemin’in “Her dakika bana gelmekten ise/ Yılda bir kendine gelsen ne olur” taşlaması bu durumun aldığı boyutları çok iyi özetler.

Florinalı Abdülhak Hamit, Samipaşazade Sezai, Halid Ziya, Cenap Şahabettin, Mehmet Akif, Mithat Cemal gibi pek çok önemli ismin peşinden koşar, her türlü işlerini görür. Gölgeleri gibi takip ettiği pek çok isimden imzalı fotoğraflar ve kendi şiirleri için övücü yazılar koparmasını bilir. Tüm bu övgü dolu yazılar ve fotoğrafları da eserlerinde yayımlar. Abdülhak Hamit’ten “büyük şairsin” payesini kopartır. Bütün bu isimler; “şiir ülkesinin şahı”, “asrımızın en büyük şairi”, “namına heykel dikilecek şair” gibi taltiflerle ödüllendirir kendisini. Hatırat-ı Meşahir isimli eserinde bütün bu taltifleri bir araya getirir.

Abdülhak Hamit’in eşinin ölümünden sonra yazdığı Makber gibi, o da karısı Emine Hanım’ın ölümünden sonra hemen Zeyl-i Makber’i yazar. Bu durumdan dolayı da “Zeyl-i Makber Şairi”, “Zeyl-i Şair-i Âzam” olarak anılır. Ne yapıp edip bu büyük şairin çevresine girmeyi başarmış ve kendisini onun veliahtı, “veliaht-ı ebedi”si olarak tanıtmayı da çok iyi bilmiştir. Ne yapar eder Hamit’e hatıralarını yazdırır. Bu hatıralarda kendisine de yer vardır çünkü.

Tanıdığı tanımadığı herkesi köşeye sıkıştırarak ne kadar büyük şair olduğuna dair nutuklar atan Florinalı namlı “tıraşçılar”dandır. Bu lakabın üstüne yapışmasına sebep de yine Abdülhak Hamit’tir. Pek çok karikatürde elinde ustura ile resmedilmeye başlanır. Hatta Tıraşçı ismiyle bir mizah dergisi bile çıkmaya başlar. Artık bir adı da “Berber-i Âzam”dır.

Her yıl yaptığı Tevfik Fikret anmalarını kendi propagandasına dönüştürdüğünü söyleyerek eleştiren Halit Fahri’ye hakaretlerle dolu imzasız bir mektup gönderir. İbnülemin Mahmut Kemal’in Son Asrın Türk Şairleri kitabının yayını durdurulunca Maarif Vekâletine hitaben Milliyet gazetesinin ilan sayfasında bu kitabın yayınının neden durdurulduğuna dair bir yazı kaleme alır. Çünkü kitabın basımı tam da kendisinden bahsedilen bölüm yayımlanmadan durmuştur. Bu duruma içerlenen Florinalı’nın bu yazısından sonra büyük bir curcuna kopar. Yusuf Ziya Cumhuriyet’te “Akbaba” müstearıyla “Ustura Faaliyette” başlıklı bir yazı kaleme alır. “Florinalı Nazım Beye galiba tayyare piyangosu vurdu” şeklinde başlayan yazıda “Florinalı artık ölülerle de yetinmeyip dirilere el atmaya başladı,” der. Florinalı bu durum üzerine karşı atağa geçer, şöhret için tüm zamanını ve parasını ilan sayfalarına boca etmeye devam eder. İş artık o raddeye varmıştır ki eğlencelik bu durum diğer matbuatın da ilgisini çeker. Peyami Safa Cumhuriyet’teki yazısında “Florinalı Nazım Bey’in bu yüksek edebi salahiyetlere dayanarak kendi kendini ‘şiir kralı’ ilan etmesini doğru bulalım” der. Bu yazıyı fazlasıyla ciddiye alan Florinalı hemen ertesi gün bir teşekkür mektubu yazarak Peyami Safa’ya gönderir: “Bugünden itibaren yazılarımın altına ‘Türk Şiir Kralı’ namını, hakiki bir liyakatımı ifade etsin etmesin, teberrüken ve memnunen yazmaya başladım”. Peyami Safa Florina’lının gönderdiği mektubu ve Keriman Halis için yazdığı şiiri kendi sayfasında “Florinalı Kendini Kral İlan Ediyor!” başlığıyla yayımlar. Peyami Safa’nın yazısı yenilir yutulur cinsten değildir: “Türk Şiir Kralı unvanını böylece kabullenen Florinalı’nın başına taç koymak yalnız Abdülhak Hamid’e düşer, değil mi? Hayır, bence bu şerefli işi yapmaya daha sâlahiyetli olan bir zat var: Mazhar Osman.”

Florinalı Nâzım Mazhar Osman’a havale edilmesine çok içerler, kırgınlığını her yerde dile getirir. Tüm bu krallık meselesini de Türk Şiir Krallığı Neden ve Nasıl Doğmuştu başlıklı risalesinde uzun uzadıya anlatır.

Florinalı Nâzım’ın tüm hayatı boyunca biriktirdiği çuval dolusu yazılar, eserleri 9 Eylül 1933 günü Açıktürbe’de çıkan yangında tamamen yanar. Son yıllarını hastalık sebebiyle inzivada geçiren Florinalı Nâzım 6 Haziran 1939’da Gülhane Hastanesi Asabiye servisinde tedavi görmekte olduğu sırada hayata gözlerini yumar. Hayatı boyunca şairlerin yanında olup öldüklerinde de her yıl düzenli olarak anılmalarına, unutulmamalarına vesile olan Florinalı Nâzım’ın cenazesinde yazık ki ne her dediğini mizah ve haber malzemesi yapan gazete efradı ne de edebiyat dünyasından birileri vardı. Birkaç polisin omuzladığı cenazesi sessizce son yolculuğuna çıkmıştı.

Cemal Süreya “şairin hayatı şiire dahil” demişti. Pek çok şairin hayatının şiire nasıl dahil olduğunu bilmek kimi zaman bir tebessüm kimi zaman da bir hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Kimi zaman da edebiyat tarihinin en şenlikli tarafını oluşturur. Edebiyatımızda aşırılıklarıyla ve kendini inandırdığı krallığıyla yirmi yıl boyunca süren bir şakanın baş aktörü olan Florinalı Nâzım’ın renkli hayatı da elbette şiire dahil.

Heveskârlığıyla, saf inancıyla ve ilginç kişiliğiyle insanı gülümsettiği kadar iç burkan bir tarafı da var bu hikâyenin. Onun için Peyami Safa da ölümünden sonra “Zavallı Florinalı’nın kabahati samimi olmaktan ibaretti,” der.

Evet, gerçekten de “Yazık oldu şu Nâzım Efendi’ye…”


Bu yazı, ilk olarak Ahmet Bozkurt’un Substack‘inde yayımlanmıştır.

Author

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin