İrfan Alış’a saygı ve özlemle…
Başka bir ülkede yaşayabilmek ya da okuyabilmek için neler yapmadık ki? Aile birleşimleri, iş başvuruları, yeşil kart, oturum, vatandaşlık süreçleri, hatta siyaseten illegal bırakılmış yollar…
Kapitalizm, paranın ve patronların sınırsız hareket özgürlüğünü kutsal bir hak sayarken, emekçiler –özellikle küresel güneyin yoksulları– için her sınır bir hapishane duvarı, her pasaport başvurusu bir sorgulama seansına dönüşüyor. Mülteci kampları, “vasıflı işçi” kriterleri, aile birleşim bürokrasisi… Tüm bu engeller bireylerin özgür hareketini kısıtlayarak emeğimizin fabrikalarda, ofislerde ve tarlalarda ne zaman, nasıl ve ne kadara sömürüleceğini belirleyen görünmez zincirler. Birileri emeği coğrafyadan coğrafyaya ucuzlatıp katmerli sömürürken, bazılarımızı bir kalebentin yaşamına mahkûm etmek istiyor. Yoksa jete binemiyorlar. Bazılarımız birkaç milyar insan, birileri ise birkaç trilyon dolar.
Emek istifçiliği, “özgür dünya” anlatısının içinde bize kanıksatılan adaletsizliklerden sadece bir tanesi. Tıpkı geçmişte sömürgeciliğin, ırkçılığın, köleliğin yasal olması gibi.
“Kaçak kim ki lan! / O da işin yalanı”
OECD ve IMF raporlarına göre küresel sermaye hareketleri 2022’de 4,5 trilyon doları aştı. Aynı yıl mülteci sayısı 100 milyonla rekor kırarken, yasal göçmen sayısı ise sadece 6,2 milyon.
Bireyler için hâl buyken kurumsal iş dünyasının vergi cennetlerinde tamamen yasal kaçakçılık, üçüncü dünyadan bir işçinin Schengen vizesi için aylarca bekletilip reddedilmesine kıyasla ne kadar da özgür. Gidip çalışmak ya da yeni bir yaşam kurmak bile değil, sadece kısa süreli turist olmak dahi güçleşiyor. Bir valiz evrakla başvursak dahi seyahat özgürlüğümüz pek az.
Son zamanlarda bazılarımız için öngörülen yeni bir tasarı var: Karbon ayak izi pasaportu. Tasarı, zenginlerin sınırsız seyahat özgürlüğünü korurken, yoksul çoğunluğun hareket hakkını iklim krizi gerekçesiyle kısıtlayarak yeni bir ekolojik apartheid yaratma hevesi taşıyor. Özetle, “iklim adaleti” kisvesi altında sınıfsal ayrımcılığı derinleştiren bir kontrol mekanizması bu. Birileriyle aramızda dev uçurumlardan fazlası var. Kalabalıklar uçağa sadece sırt çantasıyla binmeye fiyatlandırma politikaları zoruyla razı edilirken birileri uzayda doğum günü kutluyor. Sınırlar sadece bazılarımız için var.
“Köleler var kilitleri üretir / İşte o kilit boğdu kaçakları”
Emeğimiz, seyahat özgürlüğümüz hatta varlığımız bir anda ya da kendiliğinden değersizleştirilmedi. Küresel bütün, sosyalist bloksuz 35 yılın ardından tarihin kafiyesiyle bir yüzyıl geriye düştü. Devletin sosyal adalet işlevinin bilinçli tasfiyesi, kendini güvencesiz ve terk edilmiş hisseden kalabalıkların korunma içgüdüsünü manipüle eden göçmen düşmanı ve otoriter grupları iktidara taşımakta, bu süreç de toplumcu ve özgürlükçü normların tamamen aşınması pahasına sürmekte. Dünya çapında hızla yükseltilen sınır duvarları, ülkeleri timsahlı hendeklerle çevrili birer orta çağ kalesine dönüştürürken, yerinden edilmişlerin kaçış yolculukları ya çetelerin insafına terk ediliyor ya da Akdeniz’in derinliklerinde, Rio Grande’nin sularında, Sahra’nın kumlarında noktalanıyor.
Ancak bakmasını bilene umut var: 2022’de ABD’li Amazon işçileri ile Bangladeşli tekstil işçileri aynı gün greve çıkarak sermayenin sınır tanımayan tahakkümüne karşı emeğin enternasyonal sesini yükseltti. Starbucks Workers United, Fight for $15 ve diğerleri… Küçük ama sayısız çoban ateşlerinden sadece birkaçı.
“Çünkü kaptan korkar isyandan / Fırtınalardan bile fazla”
