Fotoğraf: Andre Octavian / Unsplash

“Kimse dinlemezse de geleceğe miras kalır”: Göç podcastleri bize ne anlatıyor?

Göçmenliği merkeze alan dört podcastin ardındaki yaratıcılarla sohbet ettik, yurtdışında yaşanan hayatlara tanıklık eden programların hedeflerini, işlevlerini, geride bırakacakları izleri anlamaya çalıştık.
13 Ekim 2025
7 dakika

Dünyamızı podcastler yönetiyor desem, muhtemelen dikkat çekmek için abarttığımı ya da bir komplo teorisi çukuruna düştüğümü düşünürsünüz. Oysa bu söylediğimi savunacak pek çok örnek var. 2024 ABD Başkanlık Seçimi’nde iki aday arasındaki “podcast yarışını” ya da Taylor Swift’in son albümünü ilk kez bir podcastte duyurmasını hatırlamak yeterli. Daha birkaç hafta önce çalıştığım üniversitenin gazetecilik bölümündeki bir öğrencinin, bölüme girme sebebini “Chicken Shop Date[i] sayesinde,” diye açıkladığına denk geldim. Özetle podcastlerin hem politik, toplumsal, kültürel gelişmeler hem de hayatımızı etkileyen bireysel tercihler üzerindeki etkisi azımsanamayacak düzeyde.

Fark ettiyseniz, henüz sayılardan söz etmedim bile. Ortada ne kadar çok podcast olduğu herkesin malumu. Elbette Saat Farkı’nın ortaya çıkma sebebi olan göç konusunu merkeze alan podcastler de bu nicelikten nasibini almış durumda. Biz de bu dosya için göçmenliği merkeze alan dört podcastin ardındaki yaratıcılarla sohbet ettik. Amacımız yurtdışında yaşanan hayatlara –bize kıyasla, şimdilik– farklı bir mecrada tanıklık eden bu programların hedeflerini, işlevlerini, geride bırakacakları izleri anlamaya çalışmaktı.

Odağımıza aldığımız dört program şunlardı:

  • Büke Erkoç’un hazırlayıp sunduğu, Kanada ve İngiltere’deki göçmenlik deneyimini farklı temalar etrafında hikâyeleştiren Aktarmalı Uçuyor(d)um
  • Röportajlar aracılığıyla Türkiye’den dünyanın farklı yerlerine göçmüş insanların hikâyelerine kulak veren Expat Kafası
  • Almanya’ya göç etmiş 10 kadının göçmenlikle ilgili temaları, olguları, duyguları kimi zaman konuklarıyla, kimi zaman kendi kendilerine ele aldığı Göç Notları
  • Bengü Bilgier’in aniden Bali’ye taşınma kararını anlatma heyecanıyla başlayan, zaman içinde göçmenlikle, hayatla, yetişkinlikle ilgili görüşlerini, hikâyelerini anlattığı bir programa dönüşen Hadi Bakalım!

Bu programların yaratıcılarına ilettiğimiz sorulara gelen yanıtları, podcastlerin ortaya çıkış fikrine, mecra olarak podcast tercihine, dinleyici profiline dair hedeflerine ve mevcut engellerden hareketle nasıl geliştirilebileceklerine bakan dört ayrı başlıkta değerlendireceğiz.

Başlangıç: Bu hikâye neden anlatılmalıydı?

Merak ettiğimiz ilk konu, elbette bu fikrin nereden çıktığı. Görüyoruz ki göç podcastlerinin ortak özelliklerinden biri, yaratıcılarının arka planlarıyla şekillenen bir yanı olması. Birden fazla yaratıcının ifadesiyle “Göç ederken kimliğini de yanında götürüyorsun”. Dolayısıyla bu kimliğin üretimlere de yansıması kaçınılmaz. Örneğin Büke’nin Aktarmalı Uçuyor(d)um’a yansıyan hikâye anlatıcılığı tarzı, tiyatrocu olmasıyla doğrudan bağlantılı. Ya da Göç Notları ekibindeki kadınların arasında göç çalışan akademisyenlerin olması, podcastin rotasını belirlemeye yarayan etkenlerden. Hadi Bakalım! gibi örneklerde ise yolculuğun kendisi podcastin ortaya çıkış hızını, konusunu ve işlevini özetliyor.

“Haydi podcast yapayım/yapalım,” dedirten o son adımı atmalarını sağlayan dürtüye baktığımızda farklı ifade edilmiş, ama birbiriyle fazlasıyla kesişen yanıtlar görüyoruz. Kişisel tarihini arşivlemek isteyen de var, Expat Kafası ekibinin deyimiyle “Kimse dinlemezse de geleceğe miras kalır,” diye düşünen de. Nihayetinde herkes deneyimlediği hisleri, imgeleri paylaşmayı, dayanışma ve aidiyeti güçlendirmeyi, hem şahit olmayı hem de başkasının şahitliğine vesile olmayı hayal ediyor. Özellikle Almanya söz konusu olduğunda farklı jenerasyon göçmenlerle, yani yolu son on yıldan önce oralara düşenlerle bir araya gelmek de söz konusu.

Dağıtım: Neden başka bir mecra değil de podcast?

Göçle alakalı paylaşılacak, aktarılacak, bu vesileyle keşfedilecek pek çok şey olduğu aşikâr. Peki, bu hikâyelerin anlatılacağı mecra olarak neden podcast tercih ediliyor? Podcastin olanakları ve sınırları neler?

Göç podcastlerinin yaratıcılarına göre bu mecranın tercih edilme nedenlerinin başında masrafsızlığı geliyor. Mikrofon ve dağıtım platformuna üyeliği çıkarırsak, oturup kendi kendine ya da programa davet ettiğin birileriyle konuşmanın büyük bir maddi külfeti yok. Üstelik doğası gereği içedönük insanların kendini daha rahat hissetmesini sağlıyor. Yazarlıkla ilgili çok iyi bir tavsiyeyi hatırlayıp buraya uyarlarsak, “Kimse dinlemiyormuş gibi konuş. Çünkü –sen paylaşana dek– kimse dinlemiyor.” Bu bağlamda video içeriklerini hem maddi hem de zamansal açıdan daha meşakkatli ve stresli bulduğunu belirten yaratıcılar, görme duyusunun ve gösterme imkânının devreden çıkmasıyla bazı doğal sınırlara çarpmak zorunda kaldıklarının da farkında.

Konuklara yer verilen programlarda sohbetin doğal seyrinde ilerlemesine özen gösteriliyor. Kimsenin kamuoyu açıklaması katılığındaki bir sohbeti dinlemek istemeyeceği gerçeği, yaratıcılar tarafından da hâliyle takdir ediliyor. Öte yandan henüz programlarına hiç konuk almamış Bengü ve Büke de benzer bir doğallığa öncelik verdiklerini söylüyorlar. Hazır bir metni takip etmek yerine doğal sohbet havasını korumaya çalışıyorlar. Göç Notları ekibi ise kurgulanmış, paketlenmiş bir hikâyenin temsiliyet ya da sahiciliğe dair takılmaya mahkûm olduğu sınırları hatırlatıyor.

Erişim: Hedef kitle ve konumlanma

Merak ettiğim bir diğer konu, bu podcastlerin kimi hedeflediği. Yalnızca yurtdışındakiler mi dinliyor, yoksa göçle ilgili sohbetler Türkiye’de yaşayanların da ilgisini çekiyor mu? Bu soruya cevap verirken herkes –podcastin işlevine, çıkış amacına dair yanıtları da hatırlatırcasına– öncelikli hedeflerden birinin göçmenler arasındaki duygudaşlığı, “Yalnız değilmişim, bunları bir tek ben yaşamıyormuşum,” hissini güçlendirmek olduğunu söylüyor. Fakat şu anda Türkiye’de olan ve herhangi bir sebeple yurtdışına yerleşmeyi düşünenler, ya da herhangi bir göç planı olmasa dahi yurtdışında yaşanan hayatları merak edenler de hedef kitlenin bir parçası.

Yola çıkma gerekçesi olarak kişisel bir arşiv bırakmayı öne süren yanıtları hatırlatan bir diğer yaklaşım, hedef kitleniz kimdir sorusuna gelen “kendimiz” yanıtı oluyor. Expat Kafası ekibi kendilerini konumlandırdıkları yer bakımından da dikkate değer bir ayrım yapıyor. Göç temalı içerikleri “X marketinde 10 liraya ne aldım?” videoları ve deneyim odaklı hikâyeler olarak ikiye ayırıyor, geleceğe yalnızca ikinci gruba girenlerin miras kalacağını vurguluyorlar.

Sınırlar, çelişkiler, klişeler: Başka ne yapılabilir?

Özellikle konuklara yer veren programlara yönelttiğim bir diğer soru, göçle ilgili belli klişelerden, anlatı kalıplarından kaçmaya, kaçınmaya çalışıp çalışmadıkları. Göç Notları ekibi mecburen bazı kategorizasyonlara başvurmaktan, dolayısıyla klişelere hapsolmaktan bahsediyor. Örneğin bir yandan göçmenlikle, göçmenlerle ilgili kalıplar her an akıllarındayken, hatta bunlara karşı aktif bir mücadele verirken, “Almanlar” gibi alabildiğine soyut, heterojen tanımlara mecbur kaldıklarını belirtiyorlar. Öte yandan dil ve dağıtım yöntemleri itibarıyla bütün bu diyaloğa en yabancı olanlar da çoğunlukla eleştirilerin muhatabı, sorunların müsebbibi olan “Almanlar” gibi gruplar. Göç Notları ekibi tüm bu konuşulanların başka bir ortak noktasına da işaret ediyor: “Genelde sanki daha negatif duygularda birleşiyoruz, ama umudumuzu yeşertmek için de uğraşıyoruz.”

Gerçekten de göç podcastlerine baktığımızda bireysel hikâyeler, deneyimler bakımından geniş bir yelpaze gördüğümüzü söylemek mümkün. Düzenli olarak konuklara yer veren programlar da hem coğrafi konum hem de hikâyelerin özellikleri bakımından çeşitliliğe dikkat ettiğini söylüyor. Tüm bunlarla birlikte anlatılan hikâyelerin şimdilik büyük ölçüde birinci jenerasyon, “yeni nesil göçmen”lere odaklandığını söylemek gerek. Göç podcastlerinin yapmayı başardıklarından, hissettirdikleri ortak duygulardan, kazanacakları arşiv niteliğinden bahsettikten sonra –ele aldığımız tekil programların kapsamından, hedeflerinden bağımsız– tüm bu peyzajın genişleyebileceği bir alan olarak bu jenerasyonun, güncel dalganın ötesine işaret edebiliriz.


[i] Chicken Shop Date aslında podcast değil YouTube programı. Ancak iki kişinin birbiriyle sohbetine dayalı olduğu için format itibarıyla podcaste epey benziyor. Hatta –sevenleri bu öneriye eminim kızacaktır ama– podcast olarak yayımlansa pek de bir şey kaybetmeyeceği iddia edilebilir.

Author

  • GMT / GMT +1. Medya ve gazetecilik dersleri veriyor, yazıyor, koşuyor.

Öneriler

Gigue Production: “En büyük önceliğimiz herkesin maddi anlamda karşılayabileceği etkinlikler düzenlemek”

Londra merkezli Gigue Production, Türkiye’deki müzik sektöründe yıllar boyunca çalışmış

Nezaket Erden & Hakan Emre Ünal: “Hikâyelerimizi göçmenlerle buluşturmak bize iyi geliyor”

Nezaket Erden ve Hakan Emre Ünal’ı sahnede izlediyseniz, ne kadar

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin