Sanatçının Israrı: ‘Müşterekler’

Onur’un sergisinde gördüğüm şey bitmiş bir bütünlükten çok, uzun yürüyüşün, tereddütlerin ve ısrarların hâlâ sürmesiydi.
8 Aralık 2025
4 dakika

18. İstanbul Bienali’nin paralel etkinlikleri kapsamında Metrohan’da açılan Müşterekler sergisi, 40 sanatçının farklı mecralarda ürettiği çalışmalar aracılığıyla günümüzde müştereklerin kaybı ile yeniden inşası arasındaki gerilimi ele alan, kamusal belleğe yerleşmiş güçlü bir buluşma alanı sunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen sergi, hem mekânın tarihini hem de birlikte üretmenin imkânlarını odağa alan çağdaş bir deneyim öneriyor.

Benim için bu sergiyi ziyaret etme fikri ise yalnızca güncel sanatla kurduğum meslekî ilgiden değil, aynı zamanda sergide yer alan sanatçılardan Onur Kubilay’la yıllar öncesine dayanan kişisel bağımızdan doğdu. Gençliğe ilk adım attığım dönemde, sanatsal anlamda hayatımda ilk kez bir şeyler paylaştığım insandı Onur. Klasik bir Instagram tanışmasının ardından Bakırköy’de buluşmalarımızda herkesin kendi sanatsal yönünü utangaçça sakladığını, masalarda temkinli konuşulduğunu hatırlıyorum. Çünkü o zamanlar sanatla ilgilendiğini ya da ilgilenmek istediğini dile getirmenin tepki çekebileceğini düşünüyorduk. Her sorunu çözmüştük de sıra sanatla ilgilenmeye mi gelmişti? Bu tedirginliği hissederdik, ama yine de içten içe o yolda yürüyeceğimizi bilirdik. Aradan 6-7 yıl geçmiş olsa da son İstanbul ziyaretimde yeniden bir araya geldik ve yol doğal olarak onun sergisine çıktı.

Onur bir ressam ve gerçekten içime dokunan işleri var. Modern sanatın bir gerçeği mi, yanılgısı mı bilmiyorum ama kendisi bana açıklayana kadar eserlerin büyük bir gizliliği vardı. Onur’dan duyduklarımdan sonra sanki sis bulutları dağıldı. Şimdi karşımda duran ve duvar boyunca uzanan resimlerin kanvası beni içine doğru çekiyordu. Ona sorular yöneltiyordum, o da bazen saçlarını karıştırıp, “Bilmem, onu çizmeye çok üşendim, ben de bir tane daha aynı motiften çizdim, çünkü ejderha veya ejderhaya benzeyen bir şey çizmekle uğraşmak istemedim,” diyordu. Bilmediğim bir dili konuşmuyordu; kendini yüceltmeden, insani yönünü göstermekten çekinmiyordu.

Atölyesini gezdiğimde, Şişhane’de onunla kahve içtiğimde bir şeyler büyüdü ve çoğaldı içimde. Değer verdiğim bir arkadaşımın başarılarıyla yüz yüze gelmek beni inanılmaz derecede duygulandırdı. Genç sanatçıların sistem içerisinde bin bir zorlukla karşılaştığı günümüz dünyasında onun yapmak istediği şeyden bu kadar emin olması ve bunu gönül rahatlığıyla paylaşması beni çok mutlu etmişti. Kendi içinde bir çıkış kapısı aralamış, oradan devam ediyor, kaybolmayı seviyordu. Özellikle askerde çiziktirdiği küçük defterini incelediğimde ve anılarını dinlediğimde hiç beklemediğim birkaç noktayla karşılaştım. Kiraladığı küçük atölyesinde oturup çay içerken, Beyoğlu’ndaki hanların içerisindeki esnaflardan biri gibi hissediyordum. Hikâyeler dinliyordum, hikâyeler anlatabiliyordum.

Müşterekler sergisine gelecek olursak, inanılmaz etkilendim ya da her köşesinde bir anlam buldum diyemem, fakat her delikte kocaman bir “hoş geldin” ile karşılayan İstanbul, Metrohan’a doğru yürürken bir kere daha gönlümde baş tacı olmuştu. Korkuyla ona sarılıyordum; çünkü beni büyülüyor, bana yeniden nefes oluyor, her şeyin burada olduğuna inandırıyor, beni besliyor ve en önemlisi mutlu hissettiriyordu. Fakat bir yandan da artık onun içinde değilmişim gibi hissediyor, aramızda görünmez bir mesafe olduğunu duyumsuyordum. Bu çelişki içimde tarifi zor bir tedirginlik yaratıyordu. Ona korkuyla sarılmam tam da bu sebepleydi.

Fiziksel olarak beni büyüleyen binanın içinde Onur’un sergisinin bulunduğu bölüm akşam güneşiyle aydınlanıyordu. Bize eserlerini anlattığında, uzaktan anımsadığım ama çok yakından duyduğum bir ses tüm beynimde dolaştı. Yaşadıklarına her an tanık olmasam da bu süreci duvardan gözlerime resmediyor oluşu, sanki uzun zamandır konuştuğumuz bir konuyu sonuca bağlıyor gibiydi. Ve yine de bunun sadece sonuçlardan biri olduğunu biliyordum.

Telefonuma aldığım birkaç nota göz gezdirdim. Oturup bir müzeyi anlatmak istemiyordum, çünkü Onur’un kendi yolunda ısrarcı olmasının hikâyesi beni daha çok ilgilendiriyordu. Onur’un yolu neydi? Bana sorarsanız, görünür olmak için değil, gerçekten içinden geleni söylemek için üretmekti. Kendini yeniden kurmak, bazen yıkmak, bazen yeniden icat ettiği bir yerden konuşmak… Acele etmeden, gösterişe kaçmadan, ama inatla ve dürüstçe… Ve belki de en önemlisi, bunu hepimizin içinden geçtiği ortak bir zeminden, ulaşılabilir bir açıklıkla yapmaktı.

Asıl amaç devam etmekti: durmak, belli anlarda kusmak, tekrar durmak, belki uzun süre bir çıkış bulamamak, boğulmak, çıkmak, biraz yüzmek, biraz yürümek, biraz da yaptığın işle iç içe geçmek ve belki onunla güreşmek… Onur’un sergisinde gördüğüm şey bitmiş bir bütünlükten çok, uzun yürüyüşün, tereddütlerin ve ısrarların hâlâ sürmesiydi. Ve benim için sergiden ziyade oradaki arkadaşlığın ışığı ve tabii ki seçtiği yolda ona duyduğum saygı baskındı.

Eğer yolunuz bir gün Beyoğlu’na düşerse, Metrohan’da 4 Ocak’a kadar devam edecek Müşterekler sergisine uğrayabilir, Onur’un atölyesini gezebilirsiniz.

Author

  • GMT +1 / GMT +2. Her zaman anlatacak hikâyesi olan biri, daimi öğrenci.

Öneriler

Bad Bunny Gerçekten Bizden Biri Mi?

Dünyanın kocaman bir yangın yerine dönüştüğü bu günlerde, hayatın akışında

Bir Müzenin Anatomisi: EL-DE Haus

Toplumsal hafızayı canlı tutmak, geçmişin karanlık dönemlerini aydınlatarak her gün

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin