Argoya Övgü serisi, dilden düşmüş ama akıllarda kalmış olabilecek bazı argo deyimlere selam niteliğindedir. Hatırlanan ve bahsedilen olaylar orantısız biçimde kısmen gerçek, kısmen de gerçek dışıdır. Serinin “Gazoz Ağacı” adlı giriş kısmı, basılı yayınımız Yaz Saati’nin ilk sayısında da yer almaktadır.
Gazoz Ağacı
daha ekmek kırmayı bilmezken, dünyayı attılar önümüze.
koroda kısa boyluları öne koydular
bazı çocuklar hep yendi kartopunda
birinin bisikleti hep aşırı yeniydi
birisi sıyrılmayı hep en iyisinden öğrenmişti
kimi ise küçük anların küçük duygularıyla başa çıkarken
bir anda büyümüştü
I – KIŞ
Karlı bir pazar günü
camdan içeriye buz beyazı bir ışık akıyor.
mutfak kapısının eşiğinden sıcak hava dalgası geliyor.
tencere kaynıyor makarna mi yoksa?
televizyonda gündüz programı?
sanki dünyanın arka planında bu ses var gibi
içeriden annenin sesi geliyor.
Irmaak
efendim anneeeeee?
cevap yok
sonra aniden
çoraplarını giy yavrum üşütürsün.
çoraplarını gırtlağından tuttuğun gibi koltuk aralarına tepiyorsun.
salona giriyorsun, evin geri kalanına göre sakinliğin tekinsiz bir hali hakim burada.
Anneannenden kalan duvar saatinin sesi tok başlıyor,
incelerek metalik bir tonda sönüyor.
derken tekrar başlıyor, bitmeyen bir döngü bu ne de olsa, zaman yani…
Ayak tabanların, özellikle başparmağının altı salonun ahşap lame parkesine yapışıyor.
her adım attığında şapşup, nemli tenin ciladan ayrılma sesi ekleniyor saatin metalik çıngırağına.
Salondan çıkıp hala orada mi diye kontrol etmeye,
koşar adım dedenin çalışma odasına gidiyorsun.
Tozlanmış ahşap kokusu ve tıka basa doldurulan resim albümlerindeki tanımadığın akrabaların parfümü dolduruyor burnunu.
burada yerde duran ve senden yalnızca biraz daha küçük olan viksi şişesine doğru eğiliyorsun
suratının cam sise üzerindeki tuhaf yansıması sana komik geliyor.
sonra bir yetişkinlik takınıp yansımana tekrar bakıyorsun,
“Irmak çoraplarını giy yavrum bak üşütürsün sonra”
olmayan bıyıklarını mükemmeliyete eriştiriyor, sonucu yine de beğenmiyorsun
işte tam bir yetişkinlik.
bu sefer çocuksu ve gerçek bir ciddiyetle camda işaretlemiş olduğun yere bakıyorsun.
Evet, viksi azalmış.
Yeni yeri işaretliyorsun ve yetişkinleri açlıkları konusunda
Aynı annenin yaptığı gibi yargılayıcı bir tavırla, yarı sesli eleştiriyorsun.
sağ ayağını solun önüne atıyor ve düğüm şeklini alarak kendi ekseninde
arkandaki ansiklopedilere doğru dönüyorsun.
Kırmızı kuşe ciltli resimli ansiklopedi, 11, sayfa 3-12 arası
“cilt hastalıkları”
bu sefer resimlere 3 saniyeden daha uzun bakacaksın
1
2
3
4
Kalbin yerinden çıkacak gibi, neden bu kadar korktuğunu da bilmiyorsun.
Allah korkusu o zaman sende var oğlu var.
Ayıplıyorsun kendini ve çok bakarsan sana da bulaşacak sanıyorsun.
ansiklopediyi yerine koyuyorsun ve doğrudan ellerini yıkamaya banyoya gidiyorsun.
Ne olur ne olmaz.
musluğa yetişmek için parmak ucunda durmaktan parmak eklemlerin yanıyor.
pencerenin açıldığını duyuyorsun, içeri hayat ve poşet sesleri doluyor
Yoksa?
Bir koşu balkona gidiyorsun ve sisli camlar kafandaki tüyleri ürpertiyor.
Yarı yolda arkadaşlarının sesi kulaklarına varıyor.
hadiii, bizim oradaki yokuş buz tutmuş, poşet al gel,
Samet’in eldiveni de sendeymiş unutma cillengöz!
Çoraplarını koltuk arasından çıkarmaya gidiyorsun.
Umarım boğulmamışlardır.

II – YAZ
İki lokma yemeden şurdan şuraya gitmek yok
Annemin ünlü sözleri
Filiz Akın, ısrarla yemeni istedikleri haşlanmış yumurtayı oynuyor.
Serinlemek için buzdolabını açmaya karar veriyorsun ama tutacak ısınmış.
terli ellerin sıcak tutacağa değince irkiliyorsun.
vücut ısın 2 derece arttı gibi hissediyorsun.
o yumurta kendi kendini yemeyecek herhalde
u yımırta kend kendni yimiiicek herıldeee
Anne kulun kölen olayım ya, diyorsun
Baktın kurtuluş yok, sıcakta yumurta yemeye hazırlanıyorsun.
Balkonun beton zeminine oturuyorsun, sıcak tozlu zemin olduğu gibi gözüne yapışıyor.
Meraklı komşular gibi balkonun dışına doğru taşan demirler fazlasıyla ısınmış da olsa
varını yoğunu, yanağını kafanı yaslayıveriyorsun.
gözlerini büzüyor, tam kapatacak gibi yapıyor, kirpiklerinin arasında azıcık aralık bırakıyorsun
bu şekilde güneşe meydan okumaya kalkıyorsun.
Sağ elinin dışına yaslayıp yukarı çevirdiğin kafanın tepesini sol elinle yokluyorsun
Yanıyor vay yanıyor
plastik mermili silah sesleri geliyor sokaktan.
Senin tayfa çıkmış.
Gökhan zeminden ikiye sesleniyor
İkinci kata yani
Yiyosa gel
Yiyosa ordan sık gökheeen
Gökhan sıkıyor
Plastik mermi gözüne geliyor
Yanıyor vay yanıyor
Ağlamıyorum gözüm doldu diyorsun, ki doğru
Şaşkınsın daha çok
Derken gökhanın anası kulağına doğru yanıyor
Yanıyoruz.
Bir hışım mutfağa giriyor, annen tam ağzını söylenmeye açacakken yumurtayı iki hamlede nakavt ediyorsun ve suratına mutfak lavabosunda su çarpıp hunharca çiğnemeye başlıyorsun.
o sırada şort, çorap, atlet giyiyor son lokmanla beraber kapının yanında yer alıyorsun.
Anne ben sokaktayım deyip,
tutamaçlardan avcunu kaydırarak ve basamakları ikişer ikişer atlayarak zemine inişi gerçekleştiriyorsun.
Gökhan diye sesleniyor ve apartman boşluğunda ismin yankılanışını duyuyorsun.
apartman girişinin serince ve sessiz havası seni cinlendiriyor.
biraz burada kalıyorsun ve dışarı adımını atar atmaz, alnında donakalmış ter damlacığı kendini koyveriyor.
maç başlıyor.
Bir gözün kırık.
Kale sende.
İddia aynı, gazozuna.
Gazozun kimden olacağı da belli. Samet değil.
Yine benden, gazoz ağacından.
En haşmetli kaybediş hikayen yazılıyor bu yıllarda.
Ve sen ömründe ilk kez
kaybederek bir şeylerin parçası olmak ne demek görüyorsun.
Ve o zaman bilmesen de, hayatta her şeyin geçici olduğu gerçeğinin gölgesine sığınıyorsun.
Yaz geliyor ve geçiyor.
Author
-
GMT +1 / GMT +2 olsa da her daim rota tekrar hesaplanıyor. Şiirler çözer, komşunun küçülenlerini giyer, çocuklara dijital masallar tasarlar.
