Fotoğraf: Mustafa Akın / Unsplash

Hurma Çekirdeği

25 Eylül 2026
2 dakika

Gurbetle birlikte içime bir Ahmet Kaya yerleşti, cızır cızır kesikler atıyor etlerime. O hâlde niyet ettim klavyemin hatrına bugün de yürekleri dağlamaya.

Babamın fotoğrafına bakıyorum. Kadıköy’de yaşarken Paşabahçe’den aldığım mavi bir çerçevenin içinden gülümsüyor. Hollanda güneşi keskin değil. Yine de aşındırmış çerçevenin rengini, mavisi eskisi gibi bağırmıyor. Güneşe sövüyorum, “Senin gibi solgun sarı olmaz olsun,” diyorum.

Babamın gülümsemesi ne güzel. Gün gelecek, Amsterdam’da bir eskicide, ketum bir kurabiye kutusunun içinde, bir nenenin saç telleriyle yan yana düşecek. Beraberinde birkaç tane solmuş, paha etmez bozuk para. Biri pembe kafalı iki toplu iğne, bir vida, oraya buraya saçılmış boncuklar ve eski bir cüzdandan artakalan asık suratlı bir hurma çekirdeği…

Koca bir Kringloop Amsterdam, eskici yani, ikinci el eşya dükkânı. Zaman askıda ve rutubet kokuyor. “Dönecük sandımdı,” diyen gurbetçi teyze geliyor aklıma. Otuz beş sene olmuş. “Ergin Eczanesi” yazıyor göğsüne yapıştırdığı bez çantada.

Sahip olmayı arzuladıklarımız, terk ettiklerimiz… Her gün atölyeme giderken yanından bisikletle geçtiğim siyah beyaz yün bir kazak var, kaldırımın kenarında yavaşça ve sessizce çürüyor. Islak, çamurlu, dışarıda bırakılmış, atılmış ve unutulmuş, ayazda, güneşte, deli yağmurda, çisede. Nefes al, nefes ver.

Stüdyomun penceresinden yol kenarında çalışan fosforlu abileri izliyorum. İş güvenliği önemli. Toprağı kazıyorlar. Türkçe konuşmalar duyuyorum. Fethiye Teyze düşüyor aklıma. Bir bayram günü ziline basıyoruz. Onun zili kanarya gibi ötmüyor. Şarkı söylüyor: Üsküdar‘a gider iken aldı da bir yağmur, kâtibimin setresi uzun, eteği çamur. Kapı açılıyor. Kemikli elini önce burnuma, sonra alnıma vuruyor, tak tak! Peşi sıra keskin bir zambak kolonyası kokusu yayılıyor ellerimden. Kaşlarımın ortasına kadar ulaşıyor, gözlerim takipte, burun deliklerim büyüyor. İsviçre’den emekli Fethiye Teyze. “Beş dil biliyorum,” diyor. “Ayşeen, come stai? Molto bene. Uno, due, quattro, cinque… CIAO!”

Beton arabası geçiyor.

Zaman duruyor.

Zaman akıyor.

Uçan da kuşlara malum olsun.

Ekranıma bakıyorum.

“Anadolu’dan giriş yapan leylekleri Samandağ’da vurdular.”

Nefes al, dört say, nefes ver, dört say.

Ev neresi?

Hurma mı, hurma ağacı mı? Toprağı mı? Yoksa kurabiye kutusu mu? Kurabiye kutusunda hurma filizlenir mi yeniden? Nefes al, dört say, nefes ver, dört say.

Author

  • GMT +1 / GMT +2. Amsterdam'da yaşayan, yazan, sanat üreten, oyun oynamayı ve kedileri seven birisi.

Öneriler

Evden uzakta tutunduklarımız: Süper Baba 58. Bölüm

1994 senesi. Bir cuma akşamı halam bütün yeğenlerini sinemaya götürmeye

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin