Fotoğraf: Getty Images.

Bad Bunny Gerçekten Bizden Biri Mi?

Temsil edilmek bizi gerçekten özgürleştirir mi yoksa yalnızca sömürünün estetiğini mi değiştirir? Belki de özgürlük, o sahneyi mümkün kılan görünmez emeği görünür kılmakta saklıdır.
25 Şubat 2026
5 dakika

Dünyanın kocaman bir yangın yerine dönüştüğü bu günlerde, hayatın akışında güzel şeyler de olmuyor değil. Bir yandan arkasını emperyalist güçlere dayamış koca topluluklar dünyayı sağcı, muhafazakâr ve eşitsizliklerle dolu bir yere getirmek için kol kola vermiş durumda. Tüm bu gündemi takip etmekten bitkin düşen bizler için ise sanatçıların direnişi, dünyada olup bitenlere ses çıkarması olması bir noktada umut verici. Tabii seçkinlerin bir yandan eat the rich naraları atarken, hemen ardından ödül törenleri sonrası pahalı arabalarına atlayıp malikânelerine gitmelerini görmek bize çelişkili geliyor.

Bu bir görünürlük oyunu.

Hadi bütün dünyada ne olduğunu bir kenara bırakalım (!) ve yönümüzü Bad Bunny’nin performansına çevirelim. Super Bowl’un kendisi zaten Amerikan milliyetçiliğini pekiştiren bir yapıdayken, Bad Bunny’nin etnik çeşitliliğin altını çizmesi içimizi bir nebze de olsa rahatlattı. Amerika kıtasındaki bütün ülkeleri sayarak bitirdiği performansında, hepimiz bir arada daha iyiyiz mesajı verdi.

Performansında pek çok farklı unsur bir arada bulunuyordu. Dünyanın her yerinden insanlar bu ayrıntıları kucakladı, sarıp sarmaladı, Bad Bunny’nin müziğiyle ve performansıyla bir oldu. Üzerine masa örtüsü serilmiş bir plastik masada okey oynayan yaşlı amcalara tüyo verirken, düğün esnasında yine plastik sandalyelerde uyuyakalan bir çocuğu uyandırırken, kapı girişinde saç ören, tırnak yapan kadınlara selam verip gözlerini süzerken, sürekli ikramda bulunan küçük işletmelerdeki esnaflarla konuşurken Benito, fazlasıyla bizden biri. Herkesin omzunda hissettiği bir el gibiydi bu gösteri. Tam da bu yüzden performans bittiği andan itibaren tüm sosyal medya Bad Bunny içerikleriyle doldu taştı, eleştirmenler ise kültürel okumanın dibini sıyırdı.

Bad Bunny’nin performansta giydiği “basic” krem kıyafet, kültürel temsil ve erişilebilirlik üzerinden yorumlanıyor. Lüks markaları ya da ünlü tasarımcıları kenara bırakıp herkesin ulaşabileceği bir zincirden giyinmek, ilk bakışta elit tüketim kodlarını kırmış demokratik bir jest gibi okunabilir. Geçtiğimiz sene yayımlanan DeBÍ TiRAR MáS FOToS albümüyle oldukça ses getiren Benito’nun, sahiden de albüm kapağındaki plastik sandalyeye oturup bizlerle muhabbet edecekmiş gibi bir hâli var. Yine de dünyanın bin bir türlü hali içerisinde tedirgince soruyoruz: Benito gerçekten bizden biri mi?

Bad Bunny’nin sahnede Zara giymesi, yalnızca bir stil tercihi olmanın ötesinde temsil ile üretim arasındaki yapısal gerilimi açığa çıkarıyor. Sanatçının müziğinde görünür kıldığı sömürgeleştirilmiş ve marjinalleştirilmiş halklar, hızlı moda ekonomisinin küresel üretim zincirlerinde çoğu zaman düşük ücretli emek gücü olarak yer alıyor aslında. Kültürel düzeyde bakıldığında anti-kolonyal bir söylem, fakat yine de söylemin maddi zemini kapitalist değerlere bağlı kalıyor, bu da zihinlerimizde soru işareti yaratıyor.

Zara, merkezi İspanya’da bulunan çok uluslu perakende grubu Inditex’in en büyük markalarından biri. Kökeni İspanya olsa da üretimi tek bir ülkeyle sınırlı değil; aksine Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya’ya yayılan geniş bir tedarik zincirine dayanıyor. Bu yapı, hızlı moda sektörünün esnek, parçalı ve düşük maliyetli emek düzeniyle doğrudan ilişkili. İşte tam da bu sebeple sahne performansında sömürgecilik karşıtı bir temsil kurulurken, bu temsili mümkün kılan maddi nesnenin yine küresel kapitalist emek sömürüsü içinde üretilmesi, günümüzde şahit olduğumuz popüler kültürün en temel paradokslarından biriyle karşı karşıya getiriyor bizleri. Moda eleştirmenleri bu tercihin hem erişilebilirlik hem de popüler kültürde güç ilişkisini yeniden tanımlamak bağlamında okunabileceğini vurguluyor. Öyleyse Bad Bunny Levi’s Stadyumu’nda binlerce kişinin önünde görece erişilebilir bir markayı giyerek elitist moda kulvarının ötesine geçerek daha ulaşılabilir bir sanatçıya mı dönüşüyor?

Ne yazık ki sembolik düzeyde kurulan her eşitlik iddiası, maddi düzlemde aynı karşılığı bulmuyor. Hızlı moda markaları uzun süredir işçi hakları, sürdürülebilirlik ve emek sömürüsü tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Dolayısıyla Zara’nın seçilmesi yalnızca “halktan yana” bir stil tercihi değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin görünmez emek ağlarını hatırlatan politik bir işaret. Nitekim küresel üretim zincirinin görünmez emeği, çoğu zaman sahnedeki ışıktan uzakta kalıyor. Bad Bunny’nin performansında Latin Amerika, göçmen deneyimi ve kültürel direniş güçlü biçimde görünür hâle gelirken, giydiği kıyafetlerin üretimi büyük olasılıkla başka coğrafyalardaki, çoğunlukla Küresel Güney’de yaşayan işçilerin emeğine dayanıyor.

Bu kopukluk aslında post-kolonyal düşüncenin uzun süredir tartıştığı bir ayrım: Kültürel görünürlük artıyor ama ekonomik eşitsizlikler hâlâ aynı noktada. Kimlik politikalarının sahnede güç kazanması, üretim ilişkilerinin de dönüştüğü anlamına gelmiyor. Tam tersine, çoğu zaman kültürel temsilin artışı, kapitalist sistemin kendini yeniden üretme kapasitesini güçlendirebilir. Yani anlayacağınız, bu görünürlük oyununda kazanan taraf olmayabiliriz.

Bad Bunny’nin performansı tam da bu nedenle çift yönlü okunmalı. Günümüz sanatçılarının çelişkisi, direniş ve piyasanın kol kola girmesinde yatıyor. Bu da izleyici açısından sanatçıya tam anlamıyla güven duymayı engelliyor.

Belki de mesele sanatçının ne giydiğinden çok bizim ne gördüğümüzdür. Çünkü modern gösteri toplumunda görünürlük başlı başına bir politik eylem gibi sunulur. Oysa görünür olan her şey özgürleştirici değildir, bazen yalnızca var olan sistemin yeni yüzüdür.

Sevgili Benito’muzun Super Bowl performansını olumsuz bir yorumla kestirip atmak yerine eleştirel bir bakış geliştirmeyi tercih ederim. Zira performansı olduğu gibi reddetmek ve tüm bu çelişkileri parmakla göstererek olumsuzlamak, bu performansa emek veren binlerce kişiyi gözardı etmek olur. Bad Bunny’nin Super Bowl’daki varlığı, nefret karşısında sevginin ve eşitliğin mümkün olduğunu hatırlatan güçlü bir hareketti. Ancak varlığıyla direniş göstermeye niyetli olan sanatçılardan taraf olmalarını beklemek, bu dönemde oldukça olağan bir istek. Unutmamak gerekiyor ki küresel kapitalizm, eleştirisini bile sahneye davet edebilecek kadar esnek ve iki yüzlü bir yapıda.

Zihinlerimizdeki soru hâlâ orada duruyor: Temsil edilmek bizi gerçekten özgürleştirir mi yoksa yalnızca sömürünün estetiğini mi değiştirir? Belki de özgürlük, o sahneyi mümkün kılan görünmez emeği görünür kılmakta saklıdır.

Author

  • GMT +1 / GMT +2. Her zaman anlatacak hikâyesi olan biri, daimi öğrenci.

Öneriler

Sanatçının Israrı: ‘Müşterekler’

Onur’un sergisinde gördüğüm şey bitmiş bir bütünlükten çok, uzun yürüyüşün,

Bir Müzenin Anatomisi: EL-DE Haus

Toplumsal hafızayı canlı tutmak, geçmişin karanlık dönemlerini aydınlatarak her gün

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin