Dedeköy, 2025. Fotoğraf: Tayfun Tatar.

Katı Olan Kentler Buharlaşıyor

Anılar, dostluklar, ağızdan ağıza iletilen hikâyeler ve fıkralar, sokaklarının yeni fırından çıkmış ekmek kokusu, insanının artık içlerinde kalmayıp üzerlerine sinmiş acıları, otobüste anadilinde kulağına ilişen dertler... Bunlar benim ülkem.
3 Ağustos 2026
4 dakika

“Ben Yugoslavya’da doğdum, Üsküp’te. Sonra Former Yugoslav Republic of Macedonia yani FYROM’da seni yaptım. Sonra Makedonya’da hayatım devam etti. Şimdi Kuzey Makedonya’da yaşıyorum. Yerimden kımıldamadan dört ülke değiştirdim.”

Oyuncu Ertan Saban’ın bir yayınında babasının ağzından aktardığı bu sözler –her ne kadar coğrafi yakınlığın bir sonucu olarak bölgenin kaynayan kazanının sıcaklığını hissetsek de– Balkan insanının 1990’lardan beri ne yaşadığını tüm çıplaklığıyla fark etmemi sağlayan çarpıcı bir deneyimdi benim için. Senin etrafında hızla akan ama senin merkezi değil köşesi bile olamadığın bir dünya…

Pek çok sıra dışı gerçeklik sizi iki kez çarpar: İlk öğrendiğiniz an ve aslında o kadar da sıra dışı olmadığını anladığınız an. İkincisinin farkındalığı ilkinin demlenmesiyle mümkündür, bu yüzden gelmesi bazen yılları bulabilir. Ama genellikle gelir. Ertan Saban’ın babasının doğduğu şehirden ayrılmadan ülkeden ülkeye göçme hikâyesi bu tezime paye veren bir tecrübe oldu. Bugün durduğum yerden bakarak kendi geçmişime karşı küstah bir bilgelikle sırıtabiliyorum. Hangimiz doğduğumuz ülkede yaşıyoruz ki?

Yavan bir “devir değişti” anlatısına saplanıp kalmamak için rotamızı beklenmedik şekilde Ankara’ya kıracağım. Temmuz ayının (2026) başları, Ankaralı olmayan iki arkadaşımla Ankara’ya doğru araba yolculuğu yapıyoruz. Şehre girdikten sonra yolumuz 20 yılımın geçtiği, sokaklarında oynayarak büyüdüğüm Batıkent’e doğru ilerliyor. Batıkent’in İstanbul yolu üzerindeki “Jandarma kavşağı” olarak bilinen o giriş noktasını kolluyorum. Birazdan arkadaşlarıma “Bizim evimiz şuradan dönüp dümdüz gidince soldaydı,” diyeceğim. Çocukluğumu tanımayan arkadaşlarımı bir an için geçmişe yolculuğun kapılarını açacağım.

Lakin ben kavşağı fark edemeden geçip gidiyoruz. Görsel hafızam iyidir, dolayısıyla sorunun bende olduğunu düşünmenizi istemem. “Şuradan dönünce evdeyim,” dedirten o kavşağı tanımamam normal şartlarda mümkün değil. Ama benim zihnimde çocukluğumdan, ilk gençliğimden kalan o görseller burayla asla uyuşmuyordu. Hafızamda kalan görüntülerin üstünde plazalar yükselmişti. Buradan dönünce biraz ileride benim evimin olacağı nereden baksanız şüpheliydi.

Kibirli tınılamıyordur umarım, ama bunun benim başıma geleceğini hiç düşünmezdim. Benim için çocukluktaki tadı vermeyen mahalleler, kalmayan komşuluklar, mezarı üzerine çirkin binalar dikilmiş eski haneler, “burada o binanın yerinde olan” o tarihi anıtlar ve çeşmeler önceki yıllara özgü bir anlatıydı. Memlekette bir zamanlar çarklar dönmüş ve memleketin çehresi değişmişti, bizse şimdide yaşıyorduk.

Ama insanın ülkesinden uzakta olması, bunun toplamda iyi ya da kötü bir deneyim olarak yaşanmasından bağımsız olarak, bence en çok soyutlukla başı dertte olan ülke kavramının ne olduğunu anlamasına yarıyor. Nitekim ben ülke kavramının bayrak, sınır, devlet gibi insandan kopuk organlarca bir çerçeveye sokulmasına pek de duyarlı değilim. Ama anılar, dostluklar, ağızdan ağıza iletilen hikâyeler ve fıkralar, sokaklarının yeni fırından çıkmış ekmek kokusu, insanının artık içlerinde kalmayıp üzerlerine sinmiş acıları, otobüste anadilinde kulağına ilişen dertler… Bunlar benim ülkem.

Bütün bunların üzerinde bu kadar durma sebebim Asuman Suner’in Hong Kong-İstanbul: Şehri Şahsileştirmek kitabını okurken tanıştığım Ackbar Abbas. Suner, İstanbul’a Hong Kong çerçevesinden bakmak gibi bir gayesi olan bu kitabında Abbas’ın “gündelik hayat içindeki göçmenlik” kavramına açıklık getirmiş. Kısaca Abbas, göç hâlinin yalnızca yer değiştirmek değil aynı zamanda yerin doğasının değişmesi olarak da gerçekleşebileceğini savunuyor. Yani aslında hiçbir yere gitmeden de göçmen olmak pekâlâ mümkün.

Asuman Suner’in kaleminden Ackbar Abbas’la tanıştığım günler, Feriköy Antika Pazarı’nın kapanacağına dair söylentiler duyduğum günlerle çakışmıştı[i]. Haberin aslı astarı nedir diye araştırırken sağlam bir kaynak bulamamış olsam da dedikoduların Koç Holding’in bu araziyi satın aldığı ve yerine bir otel/rezidans kompleksi inşa etmek istediği üzerine ortaklaşması, senaryonun olasılığıyla birlikte beni fazlasıyla üzmüştü. Feriköy Antika Pazarı benim ülkeme dair pek çok şeyi barındırıyordu: Anılar, dostluklar, fırından insanının üzerlerine sinmiş acıları… Ben bunları yitirerek nasıl aynı İstanbullu olabilirdim? Ben İstanbullu kalsam ama etrafımdaki İstanbul bambaşka bir çehreye bürünse, ben yine göçmen olmayacak mıydım?

Üsküp, Ankara, İstanbul derken epeyce yol kat ettikten sonra düşüncelerimi toparlamak için sizi bir de Gökçeada’ya, Dereköy’e götüreceğim. 2025 yazında ailemle birlikte tatilimiz sırasında gezdiğim bu terk edilmiş eski Rum köyü, daha doğrusu köyden kalanlar, su götürmez şekilde ürkütücü gelmişti gözüme[ii]. İnsanı gitmiş ama binası kalmış bir köye köy denebilir miydi?

Bugünden bakınca bu sorum zihnimde farklı bir anlam kazanıyor. Kapitalizm ve hizmetindeki devletler artık arka bahçelerinde gönüllerince oynayabilmek için oranın sakinini sürmeye tenezzül bile etmeyecek kadar güçlenmiş olabilir mi? İnsanı göç eden köylerin değil, köyleri göç eden insanların çağında mı yaşıyoruz? Katı olan kentlerimiz hızla buharlaşıyor mu?


[i] https://suaredergi.com.tr/ferikoy-antika-pazari-kapaniyor-mu/

[ii] https://hafizavegenclik.org/blog/i-mroz-bir-zamanlar-geri-donulecegi-i-nanciyla-kapilarina-kilit-vurulan-ada

Author

  • GMT +2 / GMT +3. Meramını anlatmanın farklı yollarını arayan bir yaşam oburu.

Öneriler

Beklenmedik Goller: Göçün Futbolu, Futbolun Göçü

Futbolda kulüp sezonu başladı. Her ne kadar sıkı bir taraftar

Patlıcan Yangınları: Nerede O Eski İstanbul?

Bizantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis, Kostantiniyye, İstanbul… Sayısız katmana

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin