2018 Dünya Kupası'nda Sırbistan'a karşı gol atan Xherdan Shaqiri'nin sevinci. Fotoğraf: Clive Rose/Getty Images Europe/Getty Images.

Beklenmedik Goller: Göçün Futbolu, Futbolun Göçü

Bu yaz gerek Tallinn’deki evimdeki koltuğumda gerekse Eskişehir’deki aile evimde babamla izlediğim Dünya Kupası maçları sırasında düşünmeden edemedim: Göç artık futbola da mı daha fazla nüfuz ediyordu?
6 Eylül 2026
6 dakika

Futbolda kulüp sezonu başladı. Her ne kadar sıkı bir taraftar olsam ve bu beni kulüp sezonunun çarkına doğrudan dahil etse de her Olimpiyat ve Dünya Kupası sonrası olduğu gibi yine adapte olamama derdinden muzdaribim. Sanki sokakta top oynuyormuşuz da akşam olunca herkes evine girmiş, ama ben henüz oyunun tadına doyamamışım.

Tadına doyamayışım abartı değil, 2026 Dünya Kupası benim için oldukça keyifli geçti. Türkiye’nin başarısızlığını istiyordum. Ama hiç de beklemediğim kadar erken ve sert şekilde çuvallaması bana futbolun mucidi İngilizlerin deyimiyle iyi yaşlanan bir yazı bahşetti. 11 yaşında izlediği Dünya Kupası’ndan beri içten içe desteklediği İspanya ve Arjantin’i finalde gören çocuk Tayfun’u tatmin eden bir final eşleşmesi, nihayetinde Filistin’in haklı davasının devletler seviyesinde tek savunucusu gözüken İspanya’nın hak edilmiş zaferi de cabası oldu.

Ne var ki yaş aldıkça futbola karşı değişen bakışım bu kupayı izlerken yanımda üçüncü bir göz gibi benimleydi. Gerek Tallinn’deki evimdeki koltuğumda gerekse Eskişehir’deki aile evimde babamla izlediğim maçlar sırasında düşünmeden edemedim: Göç artık futbola da mı daha fazla nüfuz ediyordu?

Göçün Futbolu

Jean-Marie Le Pen’in “Bunlar Fransız değil!” buyurduğu Fransız milli takımının 1998 yılında kazandığı Dünya Kupası belki de futbolda bir kırılma yaratmıştı. Kolonyal geçmişiyle yeşil sahada yüzleşme noktasına gelen Fransa ve İngiltere gibi emekli emperyalist ülkelere yoğun işçi göçü alan Almanya, Avusturya gibi ülkelerin de dahil olmasıyla futbol hayatın başka alanlarında kendini ifade etmekte güçlük çeken göçmen komüniteleri için kullanışlı bir kulvar ve hayatta bir çıkış noktası hâline geldi.

Göç hikâyelerinin futbolda yansımasını ilk görüşüm bir başka Dünya Kupası’na, 2018’e denk gelmişti. Sırbistan’ın grup aşamasında İsviçre ile karşı karşıya gelmesi, İsviçre takımında çocukluğu Yugoslavya İç Savaşı yıllarına denk gelen pek çok Balkan asıllı İsviçreli bulunması sebebiyle farklı bir anlam kazanmıştı. Hafızamda ve kalbimde pek de yer edinemeyen bu turnuvadan aklımda kalan en önemli anlar, İsviçre’nin maçı her ikisi de Kosovalı Arnavut kökenlere sahip, savaştan kaçarak İsviçre’ye yerleşmiş ailelerin çocukları olan Xhaka ve Shaqiri’nin golleriyle kazanması olmuştu. Üstelik her iki oyuncunun da gol sevincinde “Arnavut kartalı” işareti yapması, onlar için de bu maçın ne ifade ettiğini gösterir nitelikteydi.

Takvimler 2024’ü gösterdiğinde ise Avrupa’nın zirvesine tartışmasız şekilde adını yazdıran İspanya’yı zafere götüren iki isim öne çıkmıştı: Ekvator Gineli bir anne ve Faslı bir babanın oğlu olan, işçi sınıfı yoğunluklu nüfusa sahip Rocafonda’nın dünya futboluna armağanı Yamal ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sunabilmek amacıyla Sahra Çölü’nü geçerek İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprak parçası Melilla’ya, oradan da anakara İspanya’ya ulaşan Ganalı bir anne-babanın çocuğu Nico Williams. Nico Williams’ın abisi Iñaki’nin Gana milli takımını tercih etmiş olması ise bu göçün hikâyesini yeşil sahada daha da eşsiz kılıyordu.

Bana kalırsa, daha doğrusu iflah olmaz romantik yanıma kalırsa, buradan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkün: Futbolu paranın çarkları arasında öğütmeye yönelik bütün çabaya rağmen oyun hâlâ sokaklarda oynanıyor. Peki ya yönetenler?

Futbolun Göçü

Futbolun tarihi varlıklı ülkelerden varlıksız ülkelere doğru bir göç hareketiyle başlar. İngilizler 19. yüzyılda futbolu geliştirmekle kalmaz, sömürge imparatorluklarının parçası olan kara parçalarında ya da Anadolu gibi İngiltere’den dönemin gelişmiş teknolojilerini ihraç etmeye mahkûm coğrafyalarda futbol misyoneri görevi gören vatandaşları aracılığıyla onu öğretir ve yayar.

Bunun dünya futbol tarihi için önemli bir örneği, İngiliz demiryolu işçilerinin futbolun temelini attığı Arjantin’dir. Zira İngilizlerin Arjantin’in yerel halklarını (Criollo) dışlamasıyla Fútbol Criollo olarak adlandırılan, bireyselliği temel alan bir Arjantin futbol anlayışı şekillenir ve günümüze kadar uzanacak Avrupa-Güney Amerika, hatta İngiltere-Arjantin rekabetinin temelini oluşturur.

Ancak futbolun göçü bugünün dünyasında 19. ve 20. yüzyıllarda ifade ettiğinden çok farklı anlamlara geliyor. O yıllarda henüz bu genç sporun dünyaya yayılmasıyla meşgul olan göç hareketi, bugün hâlihazırda dünyanın her köşesinde oynanan ve sevilen bu sporun rantının belli başlı odak noktalarında toplanmasıyla başkalaşmış durumda. 2022 Dünya Kupası’nı işçi cinayetlerinin, insan haklarına aykırı LGBTİ+ karşıtı taraftar politikalarının gölgesinde Katar’ın sıcağında izlemenin etkilerini henüz üzerimizden atamamışken 2034 Dünya Kupası’nın körfezdeki komşusuyla harcama yarışına girmekten çekinmeyecek Suudi Arabistan’da düzenlenecek olması içimizin bu sporun geleceğine dair kararmasını şüphesiz körüklüyor. Bütün bunların dünyanın hemen hemen her yerinde rüşvet soruşturmalarından başı ağrıyacağı için Katar’da mukim FIFA başkanı Infantino’nun iddia ettiği gibi sporun kapsayıcılığı için yapıldığına inanacak kimse de sanıyorum kalmamıştır.

Elbette futbolun servet inşası ve transferi aracına dönüşmesi yalnızca futbolu nerelerde izleyebileceğimizin sınırlarını çizmekle yetinmiyor. Futbolu kimlerin izleyebileceği de yeni futbol düzeninin önemli bir meşgalesi, nitekim milyonlarca alıcısı olan bu spor içinde o bilete daima alıcı bulabileceğine inanan açgözlü kapitalizm, bilet fiyatını en yüksek meblağları karşılayabilecek alıcıya göre belirlemekte de bir beis görmüyor. Bu da Dünya Kupası gibi bir festivalin talebe göre bilet fiyatının belirlendiği, biletlerin binlerce dolardan alıcı bulduğu bir borsaya dönüşmesine yol açıyor. Peki, futbol nereye gidiyor?

Futbol hâlâ sokakta oynanıyor derken belki de biraz iyimser bir tablo çizeceğimi beklediyseniz sizi yanıltacağım. Zira futbola gönül vermiş pek çok kişinin hemfikir olacağı üzere futbolun yarısı oynayanlarsa diğer yarısı da izleyenlerdir.

İşin izleyen tarafında ne yazık ki dönüşümün artık geri dönülemez şekilde gerçekleştiğini söylemek mümkün. Yayın ihaleleri, artan bütçeler, tüketime odaklanan futbol endüstrisi futbol seyircisini müşterileştirdikçe futbolcular modern zaman gladyötörlerine dönüştü. Bizse daha da oburca tüketen dopamin bağımlısı bir futbol toplumuyla baş başa kaldık. Daha fazla maç, daha fazla yıldız, daha fazla gol, daha fazla şaşaa…

Ama ben bu oyunun ruhunun –nasıl açıklayabileceğimi bilmesem de– ara ara izleyenlere hâlâ burada olduğunu hatırlattığını düşünenlerdenim. Günümüz futbol dünyasında bir MessiMbappe maçının kaşesi belki her şeyden fazla, ama hiçbir hikâye de Messi’nin Arjantin’i Meksika’ya karşı elenmenin eşiğinden dönmeden başlamıyor. Yani futbol da tıpkı bir kitap gibi, son cümlesini okuyunca anlaşılmıyor. Bu yüzden futbol fena halde hayata benziyor.

Author

  • GMT +2 / GMT +3. Meramını anlatmanın farklı yollarını arayan bir yaşam oburu.

Öneriler

Katı Olan Kentler Buharlaşıyor

“Ben Yugoslavya’da doğdum, Üsküp’te. Sonra Former Yugoslav Republic of Macedonia

Patlıcan Yangınları: Nerede O Eski İstanbul?

Bizantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis, Kostantiniyye, İstanbul… Sayısız katmana

sf. - Saat Farkı sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin