Soğuk bir kış gününde balkonuna çıktı. Paltosunu almak (kapının hemen arkasındayı oysaki) ona çok zor geldiğinden ev kıyafetleriyle soğuk rüzgâra karşı bir anda fırladı, üşüdü, havanın soğukluğundan şikayet etti. Hangi amaçla dışarı çıktığını kendisi de hatırlayamadı, içeri girdi tekrardan. Sobaya koştu, bolca odun attı. Odununun bitmek üzere olduğunu fark etti. Ormana doğru bir bakış attı. Üstüne anneannesinin ona eskiden ördüğü battaniyeyi aldı. Kedisine seslendi. Sallanan sandalyesini pencerenin önüne çekti.
Evini anneannesinden kalma eşyalarla döşemişti, kendisi de etraftaki dükkanlardan bulduğu antikalarla bir şeyler eklemeye çalışmıştı evine kendinden. Battaniyesine bakıp eski hayatını düşündü. Pastel renklerini, anneannesinin onu örerken kafasında kurduğu düşleri merak etti. Sonra aynaya doğru kafasını çevirdi. El salladı. Evin büfesindeki eski çizgi romanlarına bir süre kalakaldı, yine bir şeyler düşündü. Eliyle cebini yokladı, sigarasını arıyordu. Tam o sırada kedisi geldi, gırlayarak kucağına oturdu. Yine bir kış gününde bundan birkaç sene önce evinin önününde miyavlayarak kendini belli etmişti beyaz sokak kedisi. Onunla birlikte geçirdiği kaçıncı sene olduğunu hatırlayamadı. Kedinin sıcaklığı bacaklarına iyi geliyordu, sandalyesinin gıcırtısının sesini duymaya başladı neden sonra. Bu sesi bastırmalıydı, kalkıp müziği açmak istiyordu ama kedisini de öylece kaldırmak istemiyordu. Eline pencerenin önünde duran –küçükken kardeşiyle gittikleri ormanda bir gezintiden hatıra olarak sakladığı– bir ağaç dalını alıp pikapın tuşunu dürttü. İlk başta beceremedi, biraz daha uğraşınca –biraz oflayıp puflayarak, biraz da esneyerek– sonunda açmayı başardı.
Öylece oturdu sonra, zamanın matematiksel akışına ters, belki çok fazla belki de çok az. Kestane ve çay yapmak istiyordu. Eskiden ailesiyle dışarısı soğuk olduğunda yaptıkları rutin etkinliklerdi bunlar. Karı izlemeye başladı yeniden. Bir yandan da kedisinin kafasını okşuyor, başka bir hayvan olarak dünyaya gelse hayatın nasıl olabileceğini merak ediyordu. Elleri üşümeye başladı, ayakları da. Soğuk ama sanki dışarıdan değil de uzuvlarının içinden dışarı doğru akıyordu. Yerde kenara çıkardığı çoraplarını ayağıyla uzanıp aldı. Giymeye başladı. Ellerini ise kedisinin karnının altına soktu. Yine başladı düşünmeye.
Karlı bir akşamdı, mutlu olması gerekti. Annesiyle pencere karşısında kahve içtiği, o günlerde rutin olan bir akşamın havasını taşımalıydı bu gece. Ama betimleyemediği, kendisine anlatamadığı bir huzursuzluk vardı içinde. Başında bir ağırlık hissetti, birdenbire karnında da bir sancı hissetti. Akşam yemeği de yememişti oysa. Yaşamdaki kasıntılıkları ve onlara yüklenen anlamları düşündü. Aniden her şey gözünde büyüdü: Solumak, mutlu olmaya çalışmak, kendini bulmak… Gereksiz telaşlarmış gibi gözüktü ona.
Kafasına tak etti, bu sefer paltosunu da alarak (ayrıca kedisi de üstünden kalkmış sobanın karşısında gözlerini dinlendirir pozisyona geçmişti) açtı evin kapısını. Karın parlaklığıyla aydınlandı. Birden koşmaya başladı. Kar taneleri büyümüştü, yüzüne çarpıyorlardı o koşarken. Her çarpan kar tanesiyle büyüyordu. Koşarken gülümsemeye başladı. Ayağı kaydı, kara düştü. Katıla katıla gülmeye, sağa sola rastgele yuvarlanmaya başladı. Evinin karşısında bir tepe vardı oraya çıkmaya karar verdi. Yine koşmaya başladı.
Tepe sanki onun gelmesini beklemişti. Bir bank, bir sokak lambası, önünde yarısı donmuş yarısı tabiata direnmiş bir şekilde akmaya çalışan bir nehir. Yarın tamamen donar diye geçirdi içinden. Ama belki de donmaz, belki güneş açar yarın, kimbilir ki? Yine kendi kendine gülmeye başladı. Küçükken kendiliğinden gülmeye başlayan insanları ne kadar komik bulduğunu hatırladı, daha da güldü kendine.
Hava iyice karardı. Kar sessizliğine gömüldü her yer, arada bir rüzgâr ona duyduğunu hatırlatıyordu. Karın karanlık altındaki görüntüsününün güzelliğini düşündü. Sonra da gece hakkında… Botlarının ucundaki karın eriyişini izledi. Bu hoşuna gitmişti. Ayağını üstüne biraz da kendisi kar koydu. Suya dönüşmesini izledi.
“Bazen göremiyorum, tam şu anki gibi. Ama anlayamıyorum, şu an uzun bir gecenin ardından güneş mi doğuyor, yoksa uzun bir gecenin tam ortasında, en karanlık noktasında mıyım?”
Banka uzandı, eskiden yaptığı hataları düşündü, daha doğrusu düşünmeye başladı. Sonra durdurdu kendini, izin vermedi geçmişte boğulmasına vücudunun. Hatalar, hatalar, hatalar…
Tam yatarken bir kelebek geldi gözlerinin önüne. Beyaz, geniş ve ince kanatlı, siyah motifleri olan, daha önce hiç görmediği türden bir kelebek. Yüzünün etrafında tam üç tur attı ve gecenin siyah beyaz manzarasında kayboldu. Oturur pozisyona geçti, ellerini sağ sola açtı. Nefesinin çıkışını izledi, derin bir nefes alıp olabildiğince fazla buhar çıkarmaya çalıştı.
