Adatepe. Fotoğraf: Tayfun Tatar.

Göç Sofrası Kurma Rehberi

Yemek bizim coğrafyamız için ihtiyaçtan çok belki de iletişim biçimi. Bu yüzdendir ki Türkiye'den göçen boğazına düşkün her insanın, gideceği yerdeki evini bulmak, resmi işlerini düzene sokmak kadar önemsediği şeylerden biri sanırım salçasını, bulgurunu, yufkasını, sarma saracaksa asma yaprağını nereden bulacağı oluyor.
1 Kasım 2026
5 dakika

2026 yılının Nisan ayı, bir iş seyahati için işverenimle birlikte Paris‘teyim. Dört günlük bir konferans için gelmişiz, gündüzlerimiz dev bir kongre merkezinde tanımadığımız insanlarla kısa sohbetler yaparak geçiyor, akşamları ise günün yorgunluğuyla karışık şehrin tadını çıkarıyoruz. Benim aklımda ilk gün kongre merkezine yürürken önünden geçtiğimiz dükkân var, oraya yeniden dönüp görür görmez gözlerimi kamaştıran o şeyi almalıyım.

Tallinn‘e dönmeden önceki son akşamımızda yemek öncesi istirahat için otelimize dönerken işverenime uğramam gereken bir yer olduğunu, kendime ufak bir hediye alacağımı söylüyorum. Belki aklından magnet, kupa, bileklik, tişört gibi bir şey geçiyor. Akşam yemekte yeniden buluşmak üzere sözleşiyoruz ve ben oraya gidiyorum: İki gündür aklımdan çıkmayan manav dükkânı.

Kapanış saatini kontrol etmeme rağmen adımlarımda tuhaf bir ürkeklik beliriyor. Ya ben gidene kadar kapanmış olursa? Ya tezgâhındaki her şeyi bitirmiş ve bugün biraz erken çıkma kararı almışsa? Ya aradığımı bulamazsam? Bu düşünceler kısa süre içerisinde boşa düşüyor. Gözlerimi kamaştırdığı o sabahtan beri kabin bagajı boyutlarındaki bavuluma ne kadarını sığdırabileceğimi düşündüğüm enginarlar muntazaman dizilmiş, tezgâhta duruyor. Tezgâhtan özenle seçtiğim 2, 3, yok yok hadi 4 enginarı kucaklayıp otele dönüyorum.

Bu yazıyı yazmaktaki niyetim bir Baltık ülkesinde zeytinyağlı enginar yapmanın ne kadar zor olduğundan yakınmak değil. Yani sadece bundan yakınmak değil. Yakınacağım pek çok şey arasında enginarla başlama sebebim, bir süre Türkiye’yi ziyaret edemediğim bir dönemde market market gezip bulamadığım enginarın benim için bir yolculuğa dönüşmesi. Kalbi dahi olan enginar peşinden bu kadar koşulduğundan haberdarsa, ne düşünüyordur acaba?

Elbette kışları ılık, yazları serin Akdeniz iklim koşullarını evi belleyen bir sebzeyi, kışları soğuk, yazları daha az soğuk geçen topraklarda yaşamaya zorlamak çok da adil değil. Nitekim bazı çiçekler bazı topraklarda yetişmiyor. Üstelik tesadüfen bulduğu çok lezzetli mandalinayı yerken kimbilir hangi Akdenizlinin yerel hakkını gasp ettiğini düşünüp duran da ben değil miydim? Belki de bu kadar yakınmam saçma.

Saçma olduğunu kabul edebileceğim bu düşünceler her şeye rağmen boşuna değildi. Daha birkaç ay önce, Tallinn’de Akdenizli bünyelerin dişinin kovuğuna değmeyecek bir yaz yaşarken görece nadir bulunan gusto ürünlerin satıldığı bir süpermarkete yaptığım ziyaretimde meyve reyonunda simsiyah, oldukça albenili bir kasa incirle göz göze gelmiştim. Sağ altta bulunan ürün açıklaması ise şuydu: Viigimari – Türgi, yani Türkiye inciri. Daha geçen hafta Kaz Dağları yolunda, Balıkesir–Havran‘da dalında gördüğüm güzel incirlerin burada ne işi vardı? İncirleri yeniden Kaz Dağları köylerinde ya da Aristoteles’in memleketi Assos’ta, belki bazıları Aristoteles’le yaşıt zeytin ağaçlarına komşu incir dalları üzerinde görmeyi yeğlemişti bünyem. Burası size göre değil diyerek incirlerle empati yaparken daha ileri gitmemek için reyondan uzaklaşmıştım.

Bir katharsis sunmanın eşiğinden dönebiliriz böylece, zira Aristo’ya yeniden değineceğiz. Yemek yemenin özüne bakalım biraz da.

Assos Antik Kenti. Fotoğraf: Tayfun Tatar.

Yemek bizim coğrafyamız için ihtiyaçtan çok belki de iletişim biçimi. Bu yüzdendir ki Türkiye’den göçen boğazına düşkün her insanın, gideceği yerdeki evini bulmak, resmi işlerini düzene sokmak kadar önemsediği şeylerden biri sanırım salçasını, bulgurunu, yufkasını, sarma saracaksa asma yaprağını nereden bulacağı oluyor. Eğer bir şekilde bunları dert edinen yeni bir göçmen ya da göçmen adayıysanız, bana güvenin, bunlar bir şekilde hallolur. Ne var ki sofranızı kurmak bu kadarla kalmıyor.

Mesela diyelim boğazına olduğu kadar yemek yapmaya da düşkün birisiniz. Kafaya taktınız, bir sonraki rakı sofranızın orta yerine lakerda koyacaksınız, İstanbul’da olduğu gibi. Lakerdanın hasında olduğu üzere torikten yapmayı zaten geçtiniz, ki böyle detaylardan kolay kolay taviz vermezsiniz, ama palamut da bu somon diyarında bulunmaz Hint kumaşı. O marketteki Türkiye’den kalkıp gelmiş incire yol arkadaşlığı etmediği gibi balık hallerinde bile denk gelmediniz. “Bulmuş okuru, aforizma kasıyor,” demezseniz, size burada ne diyeceğim, biliyor musunuz? Göç, bulduklarınız ve bulamadıklarınız arasında sıkışıp kaldığınız bir yol öyküsü.

Bulsa ayrı dert, bulmasa ayrı diyorsanız, sizi bir rakı sofrasına oturtayım kısa bir süreliğine. Zira ben rakı sofralarını mezesiyle, yemeğiyle, sohbetiyle, şarkısıyla, rutiniyle oldukça severim. 2010’dan sürünerek gelmiş bir “Adabı vardır rakının,” cümlesi kurmaya yeltenmeden, kadehini masadakilerle tokuşturduktan sonra bir de masaya vuranlardanım. Tallinn’de kurduğum bir rakı sofrasında ağırladığım yabancı arkadaşlarıma da bunun burada olmayan sevdiklerimizin de şerefine kadeh kaldırmak için yapıldığını anlatmıştım. Rakı masasının bu romantizmini seviyorum.

Eğer daldan dala atladığım bu yazının son kısmına kadar geldiyseniz, sizi bu yazıyı okumanıza, vakit ayırmanıza değdiğine ikna etmem gerekiyor. Bu yüzden Havran’ın incirlerini yedikten sonra memleketinde ziyaret ettiğim Aristoteles’in yazıların ikna ediciliği için gerekli olduğunu savunduğu ethos (güvenilirlik ve karakter), logos (mantık ve kanıt) ve pathos (duygu) üçlemesinden feyz alacağım.

Göçün ethosu: Göç asla önceden kestirebileceğiniz bir deneyim olmayacak. Kendinizi incirle özdeşlik kuruyor halde bulunca anlayacaksınız. Ben profesyonel bir göçmenim, bana güvenebilirsiniz.

Göçün logosu: Dünya üzerindeki tek göçmen siz değilsiniz, üstelik dünya savaşlarla kaynıyorken siz kendi rızanızla göçe kalkıştıysanız şanslısınız bile. Şikâyet etmeyi bırakmalısınız.

Göçün pathosu: Ama göç sofrasına her oturduğunuzda kadehinizi daha içten vuracaksınız.

Author

  • Tayfun Tatar

    GMT +2 / GMT +3. Meramını anlatmanın farklı yollarını arayan bir yaşam oburu.

Öneriler

Beklenmedik Goller: Göçün Futbolu, Futbolun Göçü

Futbolda kulüp sezonu başladı. Her ne kadar sıkı bir taraftar

Katı Olan Kentler Buharlaşıyor

“Ben Yugoslavya’da doğdum, Üsküp’te. Sonra Former Yugoslav Republic of Macedonia